merhaba@hergunogren.com

0-3 Yaş Çocuk Gelişimi

İş hayatı içinden önemli konuları, kısa videolarla öğretir. Onlarca kitabın özünü damıtır, izleyiciye ulaştırır.

0-3 Yaş Çocuk Gelişimi

0-3 yaş çocuk gelişimi

Mutlu ve Sağlıklı Çocuk İçin En Önemli 3 Sene

0-3 Yaş çocuk gelişimi, sadece beyaz yakanın değil, herkesin hayatının içinde yer alan çok önemli bir konu. Bu dönemi doğru geçirdiğimizde çocuğun daha sonraki yaşamına etki edecek birçok şeye de müdahale etmiş oluyoruz. Bu nedenle de kaçırılmaması gereken bir fırsat. İnsan psikolojisi, çocuk gelişiminden ayrı düşünülebilen bir şey değil. 0-3 Yaş çocuk gelişimi açısından, bir insanın kişiliğinin ve gelecek karakterinin, yetişkin olarak beyninin oluşmasındaki en önemli dönem. Bu sebeple de bu serimizin konusu. Burada kolaylıkla ulaşılabilen konular üzerinde değil, davranışsal ve özellikle beyin gelişimi, sağlıklı ve mutlu bir ruh gelişimi ile ilgili olan, üzerinde çok konuşulan, tartışılan ve bir yön belirlemesi zor olan alanlar üzerinde duracağız.

Ayrıca bu serimizde 0-3 yaş arası duyusal olarak, psikomotor becerileri olarak, beyin gelişimleri ile ilgili ve iletişimle ilgili bir takım noktaların olduğu bir gelişimsel checklist hazırladık. Haydi başlıyoruz!

zoom in to the baby face

Beyni Geliştirmenin Yolu: 3T Modeli

0-3 Yaş çocuk gelişimi hakkında tek bir ilke paylaşmam gerektiği söylense 3T Modelini seçerdim.  Dana Suskind’in Otuz Milyon Kelime adlı efsane kitabında Amerika’da yapılan bir araştırmada varlıklı aile çocukları ile varlıklı olmayan aile çocuklarını karşılaştırıyorlar. Bebekliklerinden itibaren yakalarına bir ses kaydedici cihaz koyuyorlar. Cihazın işi evde kullanılan kelime sayısını tutmak. Üç yılın sonunda sonuçlara baktıklarında varlıklı ailelerin çocukları 30 milyon kelimeden daha fazla duyuyorlar. Bunun sebepleri bana göre şunlar olabilir. Varlıklı olmayan ailelerin hayatı biraz daha kaotik geçiyor. Daha çok koşuşturma oluyor ve daha çok çalışmaları gerekiyor. Eğitim seviyesi ile varlıklı olma arasında da bir korelasyon var büyük ihtimalle gibi.

Sonra buna ek olarak bu çocukların ilerideki akademik başarılarına da bakıyorlar. 30 Milyon kelimeyi daha az duyan çocuklar daha geriden başlıyorlar. Sebebi çok basit. Dil gelişimi içsel ve aslında neredeyse genetiğimize işlenmiş bir şey. İnsanların çok özellikli yönlerinden bir tanesi. İletişim kuramayan ve dil konuşamasa bile stres yaşıyor ve bu dil becerisi aslında bir meta beceri. Önce okumayı öğreniyorsun sonra öğrenmek için okuyorsun. O yüzden okumayı iyi öğrenemediysen, öğrenmek için okuyamıyorsun.

Öğrenmeye hazır doğuyoruz. Öğrenmemiz gerekiyor ve ne kadar geç öğrenmeye başlarsak da bu öğrenme fiilini, öğrenme eylemini daha az kullanmış oluyoruz. O rötar bütün hayat boyu devam ediyor.

Çocukların 30 milyon kelime daha fazla duyması için ne yapabiliriz?

bebek ve anne konuşuyor

Dana Suskind bunun için çok basit, kolay, uygulanabilir, hemen hayata geçirilebilir bir yöntem olan 3T Modelini geliştiriyor.

Tune In (Ton Tuttur/Eşleş): Çocukla adeta bir radyo frekansı tutturmaya çalışmak. Onu kendi dünyana çekmek değil, onun yaşadığı dünyanın içine eğilmek, göz teması kurmak. Bazen kendi ihtiyaçların için çocuğu seversin mesela orada bir ton tutturma yoktur. Çocukla ton tutturma demek, karşılıklı bakışmak, empati yapmak, aynı nöronları harekete geçirmek. En önemli kısım bu.

Talk More (Daha Çok Konuş): İlk aşamadan sonra daha çok konuşmamız gerekiyor. Basit bu kadar kolay. Bu çocuğun yanına oturup Savaş ve Barış’ı okumak olarak anlaşılmamalı. Yemek yaparken yaptığımız yemeği bile anlatabiliriz. Önemli olan zengin kelimeler kullanmak. Bir eylemi yaparken onu anlatmak olabilir. Örneğin: “Şimdi sana çorabını giydiriyorum. Bak dışarda hava çok güzel.” gibi. Doğduğu andan itibaren bunu yapmaya başlıyoruz.

Take Turns (Sırayla Yapmak): Çocuğun yanına bir radyo bırakmak ya da onu televizyonun karşısına oturtmak amacı gerçekleştirmez çünkü sırayla konuşmuş olmuyoruz. Sırayla yaparken çocuktan tabi ki bizimle karşılıklı konuşmasını beklemiyoruz. Onun çıkardığı sesler bize verdiği karşılıklar. Göz teması kurması bile bir karşılık.

Güvenli Başlanma Nedir? Nasıl Sağlanır?

Bağlanma, çocuk ile ona bakan kişi arasındaki ilişki. Güvenli bağlanma ise, çocuk ona bakan kişiden uzak kaldığı zaman, belirli bir süre içerisinde strese giriyor ve bu stres aslında anormal değil. Bu stresi kendi içerisinde yönetebilirse ona bakan kişiyle tekrar karşılaştığında pozitif etkileşime, sevgiye ve oyun diline tekrar dönebilmesi.

Garip Durum Deneyi (Strange Situation Experience)

John Bowlby ve Mary Ainsworth’ün yaptığı 1960’larda geçen deneyde bağlanma teorisinin çıkış noktası. Deneyde bir çocuğu bir oda içerisinde oyuncakları ve ona bakan kişiyle ve bir yabancıyla birlikte bırakıyorlar. Yabancı odadan çıkıyor, çocuk ona bakan kişiyle kalıyor ya da ona bakan kişi çıkıyor çocuk yabancıyla kalıyor. Bunun gibi varyasyonlar yaparak çocuğun neler yaptığına ve neler hissettiğine bakıyorlar. Kişiler odadan çıkıp geri geldiklerinde tekrar arasındaki diyaloğu devam ettirebilenlerin güvenli bağlanmış olduğu sonucuna varıyorlar.

Güvenli bağlanmada sorun olup olmadığını anlamanın yollarından biri de şu: Çocukla ilgilenen kişi, bir süreliğine çocuğu bir başkasına bırakması gerektiğinde eğer çocuk adeta ona bakan kişi bir daha hiç geri gelmeyecekmişçesine krizler içerisinde ve sürekli ağlıyorsa, bir bağlanma problemi vardır. Buna işaret ediyor olabilir.

İnsan dünyaya geldiğinde içinde bulunduğu ortamı anlamaya çalışıyor. Bir sürü varsayım ve çıkarım yapıyor. Güvenli bağlanma bu nedenle önemli. Güvenli bir dünyada olduğuna, diğer insanların düşman olmadığına, yardıma ihtiyacı olduğunda başkalarından yardım alabileceğine dair varsayımların oluştuğu ve kişiliğin en temel taşlarının konulduğu, dünyaya bakışı etkileyen bir dönem.

Güvenli bağlanmayı sağlamak için en özünde tutarlı olmak gerek. Çocuk davranış paternlerini anlamaya çalışıyor ve tutarsızlık, şaşırtıcı, beklenmeyecek hareketler, canı yandığında, stres yaşadığında ve yardıma ihtiyaç duyduğunda ona destek olacak birini bulamaması gibi haller bağlanmayı negatif hale getiren durumlar. Çocuğu başkasına bırakıp gizlice evden gitmemek lazım. Tabi ki çocuk her dakika anne-babası ile olmayacak ama önemli olan onlar gittiğinde geri geleceklerini bilmeleri buna bağlı olarak da çocuğun kendini güvenli ve huzurlu hissetmesi.

Güvenli bağlanma ilişkisi kuramayan yetişkinler iyi ilişki kuramıyor, kendilerini ifade edemiyor, duygularını yönetemiyor, diğer insanlarla yakınlaşmakta zorlanıyorlar. Bu nedenle de çok dikkat edilmesi gereken bir husus.

Güvenli bağlanmanın işaretlerini sürekli okumaya çalış.

Davranışlarında tutarlı ol.

Çocuğunla ton tutturup, iletişim içerisinde ol.


Sadece bu seri değil iletişim eğitimi, stres yönetimitemel yönetim becerileri ya da insan beyni ve davranışı ve daha birçok seriye tüm kitaplardan damıtılmış, özetlenmiş bilgiye erişmek için ister bireysel ister kurumsal başvuru yaparak her gün öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Daha mutlu olmak için, daha çok öğren; her gün öğren.

Bizi TwitterLinkedIn ya da Instagram hesaplarımızdan takip ederek her gün öğrenmenize katkı sağlamayı da unutmayın.


Çocuğun Tüm Duyularını Harekete Geçir

Duyulardan itibaren öğrenmeye başlıyoruz. Dış dünyayı anlamlandırmaya duyularla başlıyoruz. Oradan gelen veriyi, belli kavramların altına oturtmaya başlıyoruz. 0-3 çocuk gelişimi için bu yaş arasında bizim yapabileceğimiz en etkin şey de çocukla onun duyularını harekete geçirecek oyunlar oynamak.

En merkezdeki konu beyin gelişimi. Beynin farklı duyular için farklı bölgeleri var. Yani ne kadar farklı duyuları harekete geçirirsek, beyni de o kadar hareketlendirmiş oluyoruz. Böylece çocuk çok küçük yaştan itibaren çok aktif bir beyne sahip oluyor.

Çok gürültülü ortamlarda ağlayan, rahatsız olan çocuklar bu duyuları ile ilgili yaşadıkları bir sıkıntıdan dolayı da bu deneyimi yaşıyor olabilirler. Yani biz onların işitme duyusuyla ilgili daha çok uyaran kullanırsak, etrafındaki gürültüleri anlamlandırmaya başlayabilir.

Stres beyin için zararlı. Bilmediğin, anlamadığın veya kontrol edemediğin durumlarda stres yaşıyor insan. Duyularınla ne kadar hissedebilir ve kontrol içerisinde hisseder ve ne olduğuna anlam verebilirsen o kadar az stres yaşıyorsun ve beynin o kadar iyi gelişiyor. Beyindeki konforlu alanı oluşturan o ağlar diyor ki çocuğa, bunlar aşina olduğun şeyler, sorun yok.

Deniz kenarındaysanız iki çakıl taşını birbirine vurmanız, oynamanız, ayağını kuma değdirmeniz, eline ev içinde farklı dokular vermeniz gibi. Çocuğun her gün en az 1 saat dışarı çıkarılması, duyuları da uyaran bir deneyim.

Çocuğun 3 Ebeveyni: Anne, Baba ve Onların Arasındaki İlişki

anne baba çocuk karşıdan karşıya geçiyor

Bir eğitimde başıma şöyle bir olay geldi. Katılımcılar kendilerini tanıtırken bir tanesi yeni doğan bebeklerle ilgilenen bir hemşireydi. Her akşam odalara düzenli vizit yapıyorlar ve sonra konuştuklarında o gece hangi çocukların ağlayacağını sadece bu vizitlerden anlayabildiklerini söyledi. Sebebini de şöyle açıkladı. Odadaki ya da anne-bana arasındaki iletişime bakarak bunu anlayabiliyorlar.

Bebekten sonra anne-babanın ilişkilerinin ne olacağını öngörmeleri mümkün değil çünkü varoluşsal olarak geçmedikleri bir aşama o henüz. İki taraf çok yoğun olarak aynı şeyle ilgilenmeye çalışıyorlar. Normalde ilişkinin içerisinde bir takım molalar olabiliyor. İnsanlar kendi hayatlarını sürdürüyorlar ve keyifli vakit geçiriyorlar ama çocuk demek birlikte ve çok uzun süre aynı şeyle ilgilenmek demek. Bu sürede de kişilik farkları, bir takım sürtüşmeler açığa çıkarabilir, yaklaşım farkları olabilir. Kendini tanıyan, farkındalığı yüksek, kendini yönetebilen ve başkalarını da anlayan kişiler bu süreç sonunda başarılı olabiliyor.

Emily Autor, Cribsheet kitabında ekonomist olarak dataları topladıkları istatistiksel bir model çıkartıyorlar. Buradaki çıkarımlara, datalara bakarak çocuğun ve senin arandaki en ilişki için gerektiğinde en doğru tavizleri ver ve kararı kendin ver diyor. Ben bunun doğruluğuna inanıyorum. “Maskeyi çocuğunuzdan önce kendinize takın.” mantığı gibi önce sizin iyi olmanız lazım ki çocuk da olsun. İyi olmak için yapmanız gerekenler aslında bilenen, genel geçer şeylerden farklı değil. Sağlıklı beslenmek ve spor yapmak, eşinden doğru yerlerde destek istemek ve bunun formatını kurmak, bibliyoterapi yani kendi dünyanı geliştirmekle ilgili okuma yapmak, gelişimin uzun vadeli bir şey olduğunu unutmamak, hayatın merkezine almak ve çaba göstermek.

Bir çocuğun üç ebeveyni vardır. Annesi, babası ve aralarındaki ilişki.

Sağlıklı, iyi ve mutlu bir çocuk yetiştirebilmek için, sağlıklı, mutlu ve iyi bir ruh haline sahip olmalısın.

Çocuğunun olmasını istediğin kişi ol.

Çocuğun Güvenle Keşfetmesine İmkân Tanı

Çocuğa sürekli “yapma” demek onun gelişime zarar veriyor. Bizim yapmamız gereken, çocuğun kendini keşfetmesini, gelişmesini sağlayacak deneyimleri yaşamasını güvenle sağlamak çünkü çocuğun öncelikli işi keşfetmek. O geldiği dünyayı hiç tanıyor ve her şeye sıfırdan başlıyor. Bir astronot yer çekimsiz bir ortamda su damlasını atıyor ve tabi ki su damlası dünyada davrandığından farklı davranıyor. Havada dolaşıyor. Yani oynuyor. Bunun çocuğun yaptığından hiçbir farkı yok. Bu çok normal.

Uzun süre boks yapmış ya da kafasına darbe almış ve travmadan dolayı beyin hasarı görmüş insanlarla uzun süre kronik hastalıklara maruz kalmış insanların beyinlerini karşılaştırıyorlar ve arada benzerlikler görüyorlar. Kronik stres insan beynini resmen sıkıştırıyor. Stres yaratan şey ne çocukta? Stresi sadece yetişkin yaşamaz, çocuk da yaşıyor. Kontrol duygusunun kalmaması stres yaratıyor. Ebeveyn en küçük hareketleri yönlendirerek micro management yaptığı zaman, motivasyonu olmayan, bir şey yapmak istemeyen, stres yaşayan ve isteksiz ve stresli insanlar çıkıyor ortaya. Birçok anne-babanın şikâyet ettiği bir çocuk tipi oluyor neticede bu.

Çözüm sınır ve alan tanımak. Örnek vermek gerekirse benim oğlum Edis oynarken bir su birikintisi varken önümüzde: “Baba buna basacağım.” dedi. Normalde üstü ıslanıp çamur olacak diye yapma demem beklenir fakat ben basmasını söyledim. Sonrasında da basarsa ayakkabısının ıslanacağını söyledim. Bastı. “Islandı.” dedi. Yaşanması gereken bu. Eğer bir sağlık sorununa neden olmayacaksa bırak yapsın.

Ebeveynin işi ortadaki artılara, eksilere, faydalara bakıp makul bir karar alıp şunu demek: “Bak şu alan içerisinde, şu şeyleri yapabilirsin. Bunun içinde kal.” Hem çocuğu yetkilendirme var böylece stres yaşamıyor hem de güvende hissediyor çünkü sınırsız imkânlar evreninde değil. Yapma dediğimiz zaman sınır koymuyoruz. Güvenli bir takım sınırlar içerisinde tarif edilmiş ve mantıklı sınırlar içinde kalsın.

Pozitif Disiplin: Ebeveynin Ana İşi Çocuğun Beynini Geliştirmek

Çocukla ilgili herhangi bir sorun gördüğümüzde ya da problem yaşadığımızda karşımızda izlediğimiz bir sahne var ve bu bizim hoşumuza gitmiyor. Şuna çok dikkat edelim. Bu sahne, sinemada izlediğimizden çok farklı. Bizden bağımsız bir sahne değil o sahnenin nasıl olacağı hakkında bizim ciddi etkilerimiz var.

Daniel Siegel’ın No Drama Disipline (Pozitif Disiplin) kitabındaki öz prensip şu: Çocuk bir gelişim yolculuğu içerisinde. Ebeveyn olarak senin ana rolün onun beyinsel gelişimine katkıda bulunmak. Bu çok yanlış anlaşıldığı için bununla bağlantılı diğer konulara değinelim.

Bir süre önce biz BF Skinner Davranış Okulunda ödül ve davranış mekanizmaları hayvanlarında eğitiminde kötü bir şey yaptı cezalandır, iyi bir şey yaptı ödüllendir şeklinde çalıştığını düşünüyorduk. İnsanda ise bundan çok daha fazlasını yapabiliyoruz çünkü beyin daha büyük bir bilişsel kapasiteye sahip doğumdan itibaren. Bu uygulamanın insanlar üzerinde daha az etkili olduğu araştırmalarla gösterilmiş. Bunun yerine çocuğun düşünme kapasitesini arttıran eğitimler daha etkili oluyor. Rehberlik etmek gerekiyor. Doğru soruları sormak gerekiyor. Ceza vermek yerine mesela davranışlarının sonuçlarını göstermek gerekiyor.

Ebeveynin Yapması Gereken

Kızan, ağlayan ortalığı ayağa kaldırmış bir çocuk varken ebeveyn olarak kendi duygusunu zaten yönetmekte zorlanan, içerde onu çözemeyen, buna gücü yetmeyen bir insana diyoruz ki git köşede tek başına çöz gel. Aslında tam tersi bir tavır almamız gerek. Kızgınlığının sebebini beraber anlamaya çalışmak, davranışının sebep olduğu sonucu göstermek, onunla birlikte düşünmek, neye yaşadığını anlamlandırmasına yardımcı olmak gerekiyor.

Ebeveynin işi çocuğun üst beynini harekete geçirmeye çalışmak. Hep yukarı doğru çekmeye çalışmak. Ceza verildiğinde veya basit ceza-ödül mekanizmaları, kızan çocuğu yalnız bırakmak gibi durumlarda alt beyne itiyoruz. Daha omurgaya itiyoruz.

Ne zaman ki çok ciddi bir takım problemler görsem topu çocuğa atmıyorum yani ondan kaynaklanan bir yanlışlık olarak görmemeye çalışıyorum. Hep: “Biz neyi yanlış yapıyor olabiliriz?” diye düşünmeye dönüyorum. Bunu bulup, doğru davranışı yapınca her şey rayına oturuyor ve gerçekten düzenli işliyor.

Disiplin cezadan farklı. Ebeveynin ana işi çocuğuna öğretmek. Disipline edip bir sınır koymak. Sınırsızlık da çocuk için stres yaratıyor, aşırı sınır da stres yaratıyor. Bunun arasında bir denge kurmak gerek. Pozitif tarafı da buradan geliyor. Yaptığı davranış aslında negatif bir davranış değil. Ona kızarak, öfke göstererek başlama. Zorlanan ve doğrusunu bulmaya çalışan bir insan var. Pozitif bir duyguyla başla, ona destek ver, sevgiyle yaklaş ve problemi çözmesi ona yanında olduğunu göster.

Pozitif olmayan ödül-ceza mekanizmasının işe yarıyor olması seni aldatmasın. Çok hızlı işe yarar ama alt beyne hizmet eder ve insan bundan çok daha fazlası. İnsan bundan çok daha iyi yöntemleri hak ediyor.

Temel Gelişim Basamakları

0-3 yaş arasındaki gelişim nasıl oluyor? Faydası var mı?

Beklentileri gerçekçi hale getiriyor. Ana-babalar çocukla ilgilenirken bazen onun gelişim basamağına uygun olmayan şeyleri de ondan bekliyorlar. Bir varlığı tanımadığımız zaman onunla empati de kuramıyoruz ve onun ihtiyaçlarını anlayamadığımız için de iyi bir iletişim kuramayabiliyoruz. İnsan beyni fikir üretmek için harika ama o fikirleri kaydetmek için en iyi cihaz değil. Ana-babanın gelişim basamaklarını takip edip dönemsel olarak her şeyin yolunda gittiğini onaylamaları gerekiyor. İkinci avantajı ise herhangi bir sıkıntı olduğunda da müdahale etme şansına sahip oluyorlar. 0-3 Yaş arası duyusal olarak, psikomotor becerileri olarak, beyin gelişimleri ile ilgili ve iletişimle ilgili bir takım noktaların olduğu bir gelişimsel checklist hazırladık.

0-3 Yaş Arası Gelişimsel Checklist

Buraya tıklayarak gelişimsel checklist’e ulaşabilirsiniz. Bunu kontrol etmek sizin için adeta bir erken uyarı sistemi sağlar. Ayrıca doktora gittiniz de onun da yapacağı şey çocuğun gelişim basamaklarına göre bir takım işaretlere bakmak ve neyi yapıp neyi yapamadığını anlamaya çalışmak. Yalnız dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bunlar dakik çalışan şeyler değil ama belli bir güven aralığı içerisinde takip etmemiz ve uyanık olmamız gereken şeyler. Bir de tabi proaktif davranan anne-babalar olacaktır. Çocuğun gelişim basamağındaki geleceği noktayı bilirseniz oynadığınız oyunlarda biraz daha ona yardımcı olmaya çalışabilirsiniz. Örneğin, belli bir zaman sonra çocuğun sizin oynattığınız bir oyuncağı takip edebiliyor olması gerekir.

Uyku Eğitimi ve Farklı Ekoller

Bu konu ile ilgili aşırı uçlarda olan farklı yaklaşımlar var ve hangisinin doğru olduğuna ilişkin bir uzlaşı da yok. Tracy Hogg’un uykuyu ve uyuma alışkanlıklarını aslında bebek kendi kendine keşfetmiyor, anne-babasından öğreniyor ve bu da aslında bir öğretme süreci. Bu öğretme sürecindeki en önemli şeylerden biri tutarlı olması. Yani alışkanlık kazanmada olduğu gibi bir rutin içerisinde o rutini tekrar etmesi, o rutinin öncesinde doğru zamanda oyun, şarkı, beslenme, uyuma ve uyanma saatlerinin birbirlerine yakınlaştırılması olmalı. Bu işin kolay tarafı.

Karmaşık taraf bağlanma noktasında. İki ekol var. Bunlardan biri, hiç ağlatmadan sıfır gözyaşı ile uyku alışkanlığı kazandırmak üzerine; diğeri ise, bırakın ağlasın metodu. Gözü yaşlı bebeklerin ağlamasına olur veren bir yaklaşım. Bırakın ağlasın metodu kolay ve benim bir şey yapmamı gerektirmeyen metot. Diğer taraftan ben şöyle düşünüyorum. Çocuğumun bana en çok güvenmek istediği, bana en çok ihtiyacı olduğu durumda ben ona çok dipten de olsa şu mesajı vermiş oluyorum: “Şu anda yanında yokum ben.” Bu mesajın bu kadar erken verilmesi noktasında kendimi iyi hissetmedim ve biz eşimle böyle bir karar almadık. Burada çocuk zaten ağlamaktan vazgeçiyor çünkü yoruluyor, ümidini kaybediyor ve yapacak hiçbir şeyi kalmadığı için uyuyor. 2. veya 3. günden sonra artık hiç beklentisi kalmadığı için hemen uyuyor.

Ara Ekoller

Bir uçta “Bırak ağlasın.” diğer uçta “Hiç ağlatmayalım.” ekolü. Bu arada ikincinin de zorlukları var. Onda da çocuğun kendi başına uykuyu öğrenmesi çok uzun zaman alıyor ve sürekli anne-baba ilgisi bekliyor. Ara ekollerde söylenen ise şu: “Tamam çok ağlatmayalım ama hiç ağlatmamak da mümkün değil. Bir yandan bağlanma ile ilgili problem de fazla olmasın. O zaman çocuğun yanında olalım. Ağlamaya başladığında kucağımıza alalım. Sustuğu anda hemen yatağına koyalım.” Çocuk böylece şunu fark ediyor: “Ben bu kucakta çok uzun süre kalamıyorum ama anne-babam ihtiyacım olduğunda yanımda.”

Bu konuda bizim ebeveynlere hangisini seçmeleri gerektiği konusunda bir yönlendirmemiz olamaz çünkü bir fikir birliği yok. Sadece seçenekleri sunuyoruz ve aralarından hangisinin uygun olduğuna karar verecek olan da ebeveynler. Bu nedenle sizden istediğimiz ey bu konuyu araştırıp kendi tarzınız ve çocuğunuzun ihtiyaçlarıyla en uygun olan modeli bulmaya çalışın.

Oyun Öğrenmedir: Anne Babalara Oyun Rehberi

deniz kenarında oynayan çocuk ve babası

Oyun yetişkinlerin hayatında olmalıdır. Oyun, çok kolay uygulanabilir ve çok verimli iken anne-babalar işten gelince ihmal edebiliyorlar. Çok yoğun hayatlar yaşıyoruz ve oyun, bize faydası olmayan bir eylem gibi gelmeye başlıyor. Bağlanma oyunları kavramı ile çocuğunla oynadığın oyun sana o kadar avantaj sağlar ki: Disiplin, öğrenme, karşılıklı güven ilişkisi geliştirme, etrafı daha güven içerisinde keşfetmesini sağlama, merak duygusundan beyin gelişimine hepsi oyun arenasında öğretilebilecek şeyler.

Günde ne az yarım saat çocukla oyun oynuyor olmak 3T Modelini de gerçekleştirmek anlamına geliyor. Bunun yanı sıra teçhizata da gerek yok. İngilizce’de game ve play ayrımı vardır. Game, kurallı olan; play ise fiil halidir. Play yani oynama faaliyeti içerisinde bir kaybeden olmak zorunda değil.

0-3 yaş arası tamamen spontan oyunlara odaklandığımız bir dönem olmalı. Amaçsızca oynanan ve bir kazananı ya da kaybedeni olmayan oyunlar oynamamız gerekiyor.

Karşılıklı etkileşim olması gerek. En önemlisi ise içerisinde bol bol kahkaha ve gülme olması, kazanan ve kaybeden olmaması, çocuğun eğlenmesi, farklı ruh hallerini deneyimlemesine şans vermesi. Burada çocuğun ilgili için anne ve babanın rekabet etmesi de olabilir. Çok öğretici bir alan.

Bazı anne-babalar, oyuncağın amacı dâhilinde çocukların oynamasını istiyor. Mesela, araba tekerlekleri üzerinde sürerek oynanır diye düşünüyor oysaki bizim anlamamız gereken nokta, o işin doğrusunun ya da yanlışının olmadığı. Çocuk için ona teslim ettiğimiz arabayı ters çevirip yüzdürüyorsa harika. Biz onun dünyasına girip ton tutturacağız. Onunla birlikte o arabayı ters olarak yüzdüreceğiz.

Çocuğa Kitap Nasıl Okunur?

anne çocuk kitap okuyor

Çocuklarla kitap okuma eyleminin şöyle faydaları var: Aynı sayfalara birlikte bakıyoruz, bir şeyler paylaşıyor ve keyif alıyoruz. Yani güvenli bağlanmayı sağlayan eylemlerden biri. Algıyı aynı yere yönlendirme ve birlikte bir algıyı paylaşma duygusunu yoğun olarak yaşadığımız bir deneyim. Çocuğun 1 aylık olmasından itibaren beraber kitap okumaya başlanabilir. Her sayfada sadece renkli resimlerin olduğu bazı kitaplar var. Onlarla başlanabilir. Çok küçük yaşlardan itibaren başlama sebebimiz şu; çocuğun dünyasına kitabı tanıtmak.

Çocukla paylaşım yapılmadan, sadece okumuş olmak için okunan bir kitap fayda sağlamayacaktır. Duygusunu, heyecanını yansıtarak, karakterleri canlandırarak kitap okumak gerekli. Bunun dışında süreyi çocuk belirlemeli. Burada kast ettiğimiz şu ki, kitap bitmek zorunda değil. Çocukların dikkati zaten belli bir şeyin üzerinde çok uzun süre kalamıyor. Ne zaman isterse o zaman bitirelim. Öncelikli olarak resimlere odaklanalım. Resimler üzerinden kendi hikâyemizi bile anlatabiliriz. Resimlerle ilgili soru sorabiliriz. 1-1.5 Yaştan itibaren sayfa çevirme denemelerine başlayabilir çocuk. Bırakın çevirsin, bırakın sayfalar yırtılsın ya da sayfa atlasın. Siz yine hikâyenizi anlatmaya devam edin. Kitabın kapağı hakkında konuşabilirsiniz. Daha kitaba başlamadan sorular sorabilirsiniz. Çok önemli bir fırsat olarak kitabın aslında bir ağaçtan geldiği anlatılabilir. Kitap aslında dünyayı öğrenmek için bir keşif alanı. Bunu bir fırsat olarak kullanmak lazım. Sorabileceğimiz şeyler sınırsız.

Zenginleştirme faaliyetleri yapılabilir. Yani kitabın dünyasını canlandırabilirsiniz, siz bir karakteri canlandırırsınız, çocuk bir karakteri canlandırır ve o karakterlerle yeni bir oyun yaratabilirsiniz. Hayal gücünü çalıştırmaya odaklanmamız gerek soracağımız sorularla. Onun da hikâyeye katkıda bulunmasına fırsat vermek gerek.


Sadece bu seri değil iletişim eğitimi, stres yönetimitemel yönetim becerileri ya da insan beyni ve davranışı ve daha birçok seriye tüm kitaplardan damıtılmış, özetlenmiş bilgiye erişmek için ister bireysel ister kurumsal başvuru yaparak her gün öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Daha mutlu olmak için, daha çok öğren; her gün öğren.

Bizi TwitterLinkedIn ya da Instagram hesaplarımızdan takip ederek her gün öğrenmenize katkı sağlamayı da unutmayın.


Çocuğun Dijital Ekranlarla İlişkisi

Kültür genelde rehberdir ve bazı şeyleri anlatır ancak dijital ekranlar gibi yeni hayatımıza giren şeylerde kültür de rehber olamıyor çünkü etrafında oturmuş alışkanlıklarımız yok. WHO (World Health Organization – Dünya Sağlık Örgütü) 3 yaşına kadar sıfır ekran önerisinde bulunuyor. Biz evde mevcut olan bir şeyle uğraşmak yerine, eşimle ortak karar vererek evdeki televizyonu kaldırdık. Davranışsal iktisat bize insanın rasyonel yanı kadar irrasyonel yanı da olduğunu söyler. Yani insanın bir şeyleri iradesi ile seçmesi kadar çevre düzenlemesi gibi şeyler de önemli.

Biz yetişkin olarak bir ekrana baktığımızda orada bir soyutlama olduğunu fark ediyoruz. Bu insan şu anda yaşamıyor, bu başka zamanda yapılmış bir kayıt, bana bir cevap ve tepki vermeyecek gibi başka bir algı boyutu olduğunun farkındayız ama bir çocuk bunu bu soyutlukta anlamıyor. Hatta aynada kendini tanıma bile belli bir yaştan sonra başlıyor.

0-3 yaş arasında beynin %85’i gelişiyor ve bu önemli süreçte kendisine hiçbir şekilde tepki vermeyen, daha önce açıkladığımız 3T Modeline asla uymayan bir şekilde çocuğu ekran karşısında bırakmak çok büyük bir kayıp zaman. Şu an elimizde ekranlarla ilgili çok kesin verilere dayanan araştırma sonuçları yok. Şu anda bakıldığında tehlikeli ve riske etmeye değmez görünüyor.

0-2 yaş arasında bizim telefonla bile oynadığımızı görmemesi gerekiyor. İşi çok kolaylaştırdığı için kullanan çok insan var ama özellikle 0-2 yaş arası için çok kötü sonuçları olabilir. 2-3 yaş arası izin veren ekoller de en fazla günde 1 saat izin verilmesi görüşünde.

Ekranların çocuğun hayatına girmeye başlamasının izole bir oramda olmaması gerekir. Ailenin gözetiminde ve en ideali beraber oyun oynamak ya da izlemek şeklinde olmalı.

Çocuğunla Nasıl Konuşursan Seni Dinler?

Adele Faber ve Elaine Mazlish’in Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun (How to Talk So Kids Will Listen and Listen So Kids Will Talk) kitabının ana teması şu; karşı tarafın duygularını anladığına dair bir işaret ver. İnsan duygularına isim koyabildiği zaman onları kavramsallaştırabiliyor. Bu nedenle de çocuğu anladığınızı ona hissettirdiğinizde mantık kurabiliyor. Onu anladığınızı belli etmeniz hak verdiğiniz anlamına gelmez. İkisi aynı şey değil ama anladığınızı belli etmeniz gerek.

Yapılmaması gerekenler: Suçlamak, tehdit etmek, emir vermek, uzun nutuklar atma, felsefe yapma, kinaye kullanma, iğneleme kullanma, etiketleme yapma.

Yapılması gerekenler: Yaşadıkları duyguları tanımla, tüm dikkatinle dinle, seçim sun, birlikte düşün, kendi duygularını söyle, bilgi ver.

Duyguları tanımlamaya izin ver. Problem çözme kapasitesini arttır. Böyle davranırsan çocukların seni daha çok dinliyor. Sen de onlara daha çok ulaşabiliyorsun.

En önemli nokta frekans tutturmak. İletişim açısından her şeyin çok rahat aktığı bir duruma ulaşıyorsan doğru yoldasın demektir.

Yeterince İyi Bir Anne-Baba Mıyım?

çocuğu ile oynayan anne

Burada öncelikle yeterince iyinin ne demek olduğunu çözmeliyiz. Kişinin belli tavırları sergiliyor olup olmadığını ölçüt alabiliriz. Mesela hatalarından ders çıkarmalı ve öğrenmeli, daha iyisini aramalı yani mükemmel diye bir şeyin olmadığını kabul etmek ve kendi yaptığının daha iyisini aramaya devam etmeli, anlayışlı olmalı, olgun olmalı.

Donald W. Winnicott der ki, yeterince iyinin dışında bir model yok çünkü bunun bir sonu yok. Çocuk yetiştirmek kompleks bir iş yani parçalarının toplamından daha büyük olan ve yapılan hamlelerin sonuçlarını öngöremediğimiz, ortaya çıkan şeylerin de bir sürü başka nedenden oluşabileceği karmaşık bir yapı.

Her zaman senin yaptığın şeyle çocuğun yaptığının doğrudan bir bağlantısı yok. Yani çocuğun yaptığı yanlış bir davranış senin kötü bir ebeveyn olduğunu ya da iyi bir davranış göstermesi de iyi bir ebeveyn olduğunu göstermez. Mühim olan takip etmek ve ortaya çıkan kötü bir davranış varsa bunu iyileştirmek üzere okuyup, öğrenmek ve eyleme geçmek.

Burada çok önemli iki tema var. Biri şu: Senin mükemmel bir ebeveyn olduğunu düşünelim ve çocuğun da bunu görüyor ama sorun şu ki dış dünya böyle değil. Hayal kırıklığını kontrollü bir şekilde aile ortamında yaşaması aslında gerçek hayata ve gerçek dünyaya iyi bir adaptasyon yaklaşımı. İkincisi ise şu, ebeveynlerin problemleriyle nasıl başa çıktığını, kendisini geliştirmek için ne yaptığını gözlemlediği zaman bu çocuk için en iyi öğrenme.  Yani örneğin öfkelenebilirsin ama önemli olan öfkenle nasıl başa çıktığını çocuğunun görmesi.

Aynı hatayı, aynı şekilde defalarca yapmamak çok önemli. Örneğin, yüksek sesle çocuğa bağırmamak gerekir. Birden çocuk sinir krizi geçirirken sen de kontrolünü kaybettin diyelim ve bağırdın. Hayatı bunun için kendine zehir etmene gerek yok. Bu seni kötü bir anne-baba yapmaz. Şöyle olursa kötü bir anne-baba olursun. Yanlış olduğunu bilmene rağmen bağırıp buna devam edersen o zaman kötü bir anne-baba olursun.

Tüm Hayatını Çocuk Etrafına Kurma (Proje Çocuk Konusu)

Bazı ebeveynler tüm hayatlarını çocuk etrafına kuruyorlar. İstek ve ihtiyacı ayırt etmek lazım öncelikle. Her istediğimizin bize faydası olmayabilir. Çocuğun her istediğini de gerçekleştiriyor olmak iyi bir şey yapıyor olmak anlamına gelmez. Bazı isteklerini ihtiyacı olmadığı için yerine getirmemek gerekebilir. Çocuk dış dünyaya açıldığında her istediği yapılan bir varlık olmayacak. Bunun provasını evin içinde başlatmak gerekiyor. Eğer çocuğu her istediğinin gerçekleştiği yapay bir dünyanın içerisinde tutarsak, dışarıya ilk temas ettiğinde çok kırılgan olacaktır.

Senin işin ebeveyn olarak, çocuğunun istediği insan olmasına izin vermek ve bunu sağlamak. Onu, kendi istediğin insan haline dönüştürmek değil.

Çocuğumun futbolcu ya da müzisyen olmasını istiyorsan ebeveyn olarak ben bunu sağlayabilir miyim?

Doğrudan bunu sağlayabilecek olsan bile bunu yapman doğru değil. Yapılabilecek olan şey, uygun koşullar yaratmak, tanıtmak ve onda bir istek oluşup oluşmadığını takip etmek şeklinde olabilir. Buna rağmen çocuğun ilgisi uyanmıyorsa zorlamak yıkıcı olabilir.

Senin çocuğun, senin toplumdaki temsilin değil. Onun başarısı ya da başarısızlığı seni temsil etmiyor. Tüm hayatını çocuğuna adayan bir ebeveynin olduğu senaryoda çocuk büyüdüğünde rol model almak istiyor. Ebeveynlerine bakınca kendisinden başka bir değer göremiyor onların hayatlarında. Haliyle de onları rol model alamıyor. İçi boş bir paradoks var aslında orada. Senin bir ebeveyn olarak kendi hayatın, dertlerin, işlerin, uğraşıların olmalı.

Çocuk mühendisliği yapmamak lazım. Bazı durumlarda sırf sen itelediğin için de bazı şeyler olmuyor olabilir.

Tüm hayatını çocuk etrafına kurma. Kendin de iyi bir hayat yaşa.

Çalışan Anne-Baba ve Bakıcı Konusu (Nelere Dikkat Etmelisin?)

Çocuk bakıcısı ile anlaşmak bir işe alım süreci. Bu bakıcılık işlerinde, işe alım yapan taraflar bununla ilgili profesyoneller olmadıkları için süreçlerde sıklıkla sorun çıkabilir. Bir bakıcı seçmeden önceki süreç, bu süreç olumlu olduktan sonra işe alım nasıl olacak ve sonrası şeklinde üç ana bölümde bu konuyu alacağız.

Öncelikle insani değerlerinizin uyuşmadığı biriyle kesinlikle sorun çünkü diğer alanlarda sorun olmasa bile burada sorun olması diğer tüm alanları olumsuz etkiler. İkinci olarak rahat anlaşmanız gerek. Eğer rahat anlaşıp, iletişim kuramıyorsan o kişiyle problem çıktığında bu problemleri çözebilme kapasiten olmayacak. Üçüncüsü, karşındaki kişi yani bakıcı yeterince bilgili ve tecrübeli mi? Tecrübeden kastım, bu alanda daha önceden uzmanlık kazanmış, yeteri kadar zorlukla karşılaşmış, çözmüş mü? Bilgili mi? Yani daha önce bahsettiğimiz gelişimsel aşamalara hâkim olup olmadığı buradaki bilgi ölçütümüz. Şefkatli, anlayışlı bir insan mı? Bunun yanı sıra iyi bir duygu yönetimi çok önemli.

Görüşme Sırasında

Görüşmede eğer kişi çok ciddi bir yükselmem olmaz, profesyonelim derse bu inandırıcı olmaz. Bunun yerine birkaç vaka söyleyebilir ve bu vakaları iyi atlatmış olması gerekir. Yeteri kadar dürüst bir cevap şöyle olabilir: Şurada öfkelendim, şurada kontrolü kaybettim ama sebebi şuydu ve şöyle telafi ettim diyorsa burada sebebi mantıklı bir sebep mi diye bakıp buna göre karar vermek gerekir. Örneğin, kalemi düşürdü diye çocuğa bağırıyorsa bu mantıklı bir sebep değil ama her insanın bir sınırı var. Bunu anlamak önemli. Bunlar seçim sırasında yapılabilecek şeyler.

Anlaşma sırasında

Burada ise arada bir sözleşme var. Bu sözleşme neleri içermeli? Ebeveynlik tarzını anlatman lazım. Farklı senaryolarda yapılacak doğru davranışın ne olacağına ilişkin yapılacakları, senaryo gerçekleşmeden konuşmak ve bunları yazıya dökmek lazım. Örneğin, bakıcı çocuğu alması için gelmesi gereken saatte gelemeyip geç kalırsa meseleye nasıl yaklaşacak?

Çocuğunla tanıştır. Çocuk bunun kararını alamaz ama sen ebeveyn olarak onun duygu dünyasını gözlemleyebilirsin ve bunu kendi kararında bir veri olarak kullanmalısın. Sadece bu kişinin görüntüsü bile bir nedenden çocuğun dünyasında tehdit olarak algılanabilir.

Çalışmaya Başladıktan Sonrasında

Seçim sürecinden sonra işveren ilişkisi başladıktan sonra yapılması gerekenlere geçelim. Sürekli geribildirim vermek gerek. Bunu hem spontan olarak an içerisinde yapmak lazım hem de haftalık ya da aylık olarak vermek gerek. Hem takdir, teşekkür hem de hangi alanlarda beklentiler karşılanmıyorsa bunları konuşmak lazım. İkinci olarak çocuğundan da geri bildirim almak lazım. Ona sormalısın mutlu olup olmadığını.

Bir insanın çalışanına: “Senin hayatını kolaylaştırmak için ne yapabilirim?” sorusunu sorması çok önemlidir. Çoğu insan bunu sormaz çünkü aralarındaki güç ilişkisinin zedeleneceğini düşünürler. Oysa böyle bir şey olmaz çünkü orada işverenin kim olduğu ortada. Hatta bu soruyu sormanız sizi daha şefkatli ve çalışması daha kolay bir insan yapar.

Son olarak, bir eksiklik olmaması için anne, baba, çocuk olarak beraber zaman geçirdikleri aktivite ve zamanlar planlamak ve bunlara düzenli olarak uymak daha da önem kazanıyor.

Şehirde Büyüyen Çocuk ve Doğa İlişkisi

0-3 yaş çocuk gelişimi

Beyin gelişimi için en önemli noktalardan birisi fazla uyarana maruz kalmak. Yani duyuların uyaranlarla buluşması daha doğrusu. İki çocuk düşünelim. Biri sadece birkaç oda içerisinde yaşıyor; bir diğeri doğa içerisinde yaşıyor. Beyin gelişimleri çok farklı olacaktır. Doğa bize çok geniş farklılıklar sunuyor. Yetişkinler ne kadar muhteşem bir şeyin içinde olduğunun farkında bile olmuyor. Çocuk ise bu dünyaya yabancı ve onun için her şey yabancı. Bu yüzden de beyin çok daha fazla çalışıp, çok daha fazla yeni ağlar kuruyor. Çocuğu en azından ilk iki yıl her gün bir saat parka ya da bahçeye çıkarmak gerekiyor.

İnsan zaten meraklı bir varlık ve etrafında neyi görürse onunla ilgili meraklı olmaya başlıyor. Belki arabadan çok kuş görse, ot görse onlarla ilgili olmaya başlayacak.

Şehrin koşuşturmacası içinde doğayı unutabiliyoruz ama çocuk için doğa ile iç içe olmak çok önemli. Bunu mümkün kılmak bizim elimizde.

Uzmanla Soru Cevap – 1

Ben çocuk ve ergenlerle çalışan bir klinik psikoloğum. Adım Açelya Şahin Fırat. Yaklaşık 15 yıldır çocuklarla, ergenlerle çalışıyorum.

Ozan: Ebeveynlerin bilmesinde fayda olduğunu düşündüğün birkaç maddeyi bizlerle paylaşabilir misin?

Açelya: 0-3 Yaşta ailelerin en önemli odak noktası, çocuğu fiziksel olarak beslemektir. Hatta uzunca bir süre anne sütüyle beslemek eğer mümkünse. Uykusunu düzene sokmak vardır. Bir de fiziksel olarak tehlikelerden korumaktır. Temel amaçları bunlardır.

Bu zaman zaman onlarda belirli bir kaygıya dönüşebilir. Bu nedenle farkında olmadan aslında çevrenin de tehlikelerle dolu olduğu mesajını verebilirler. Oysaki pedagojik açıdan baktığımızda bu dönemde en önemli odaklanmamız gereken nokta, çocuğu duygusal olarak beslemek. Onunla güvenli bir bağ kurabilmek ve güvenli bir ortam sunabilmektir.

Mesela annenin sütü yeterli olmayabilir ama mama verirken biberonla, göz teması kuruyor. Bedensel olarak ona dokunuyor, yanağını okşuyor. Sessiz bir odada bu anın keyfini çıkarmasını sağlıyorsa ve güvende hissedebilmesine bir vesile oluyorsa öyle bebeğini sadece anne sütüyle besleyen ama emzirirken bir yandan dizi izleyen veya telefonda arkadaşını çekiştiren bir anneye oranla, annelik işlevlerini daha iyi yerine getiriyordur. Dolayısıyla duygusal gelişim ve bilişsel gelişim açısından önemli olan budur.

Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor. Eğer 0-3 yaşta çocuk, bakım veren kişiyle güvenli bir bağ geliştirebildiyse bu ilerideki kendilik değerinin nasıl olacağını, ondan sonra ruhsal herhangi bir patoloji geliştirip geliştiremeyeceğine de etki ediyor. Güvenli bağ kurmuş olan kişilerin depresif, kaygılı olma ihtimalleri ya da böyle çok ağır psikiyatrik sorunlar yaşama ihtimali daha az.

Çalışan Ebeveynin Suçluluk Duygusu

Başka önemli bir nokta, çalışan ebeveynlerin çocuklarıyla az ilgileniyor olmakla ilgili yaşadıkları bir suçluluk duygusu vardır. Hâlbuki çocukla geçiren zamanın niceliğinden çok niteliği önemlidir. Mesela, çocuğunuz bütün gün sizi görmeyi bekler. Siz eve geldiğinizde, sizin de tüm gün onu görmeyi beklediğinizi, ona kavuşacağınız anı beklediğinizi hissettirebiliyorsanız yine ebeveynlik işlevleri yerindedir diyebiliriz. Bu noktada unutulmaması gereken şey şudur. İlişkilerde aksaklıklar, sıkıntılar, uzak kalmalar ya da çatışmalar olabilir. Önemli olan telafidir. Siz bir şekilde yokluğunuzu telafi edebiliyorsanız, orada yaşadığınız suçluluk duygusu aslında biraz yersizdir.

Yani orada geçirilen kaliteli zamanda eğer çocuk sizin de keyif aldığınızı hissediyorsa o zaman burada tatmin oluyor ama bu böyle yapmış olmak için yapılan bir şey olunca yani bir yandan babanın gözü çocukla top oynarken televizyonda, maçtaysa ya da böyle oyuna başlarken: “Ya tamam bak ama 15’te bitireceğiz. Gol 15 olunca bitecek.”  falan diye bir başlangıç yapıyorsa, orada çocuk karşıdaki kişinin bunu böyle biraz görev olarak yaptığını, yapmış olmak için yaptığını hissediyor. O da tabi ki insanın kendini değerli olarak hissetmesine değil de yük olarak görmesine sebep olur.

Son önemli bir nokta. Bu dönemde insanlar bebek sahibi olduktan sonra, özellikle de ilk çocuklarıysa, bir bocalama yaşıyorlar hayattaki rolleri açısından. Kadınla erkeğin, o annelik-babalık rolü o kadar ön plana çıkıyor ki, eş olma rolünün önüne geçiyor ve bu da bazen evlilikten doyumu düşürüyor. Bu nedenle evliliğin sürdürülebilirliği zaman zaman tehlikeye giriyor. O nedenle, eş ilişkisine de yatırımı çok ihmal etmemek, orada da zaman zaman telafi imkânları yaratmakta fayda var.

Uzmanla Soru Cevap – 2

İnanç: Sinir krizi anlarında sosyal bir ortamdayken, restoran ya da kafede, bu duruma nasıl yaklaşmak gerekiyor?

Açelya: Şimdi orada önemli nokta şu, bir kere çevremizde evet inanlar olabilir ama biz o restorandaki insanları büyük ihtimalle bir daha hayatımız boyunca görmeyeceğiz ama çocuğumuzla ömür boyu bir aradayız. O yüzden biraz bu: “Elalem ne der?” kısmından uzaklaşıp o sırada çocuğun ihtiyacına yönelmek lazım.

Eğer bir çocuk sinir krizi geçiriyor, o sırada hoşuna gitmeyen bir şey oldu ve çok öfkeli davranıyorsa o dakikada o öfkesinin doğru işlenmesi önemlidir. İleride öfkesini kontrol edebilmeyi öğrenebilmesi için. Önce duygusunu anladığımızı hissettirmemiz lazım. Ben bu noktada Daniel Siegel‘ın bu “Bütün Beyinli Çocuk” felsefesinin çok doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Zihnimizin iki tarafı var. Bir tarafı duygularla, bir taraf mantıkla ilişkili. Biz eğer bir duygu yoğunluğu içerisindeysek, karşımızdaki kişi o sırada bize mantıksal bir şeylerle gelirse, biz onu geri püskürtüyoruz. Çocuk da aynı şekilde. O duygu yoğunluğu içerisindeyken, artık kızdığı şey neyse: “Evet, anlıyorum. Şu an, şu şu şu sebeple öfkelisin. Ben de küçükken böyle olduğunda senin gibi hissederdim.” deyip, özellikle de 0-3 yaştan bahsediyorsak eğer orada bedensel temas kurarak, sakin bir ses tonuyla, yavaş yavaş konuşarak, biz sakin davranıp onun daha böyle modunu aşağı çekmeye çalışarak, o dakikada güven veriyor olmamız önemli.

Arkasından bunu mantıkla ilişkilendirebiliriz belki. O dakikada, o isteğinin neden olmadığını ona mantık çerçevesinde bu duygusal rahatlamayı yaşadıktan sonra anlatabiliriz. Yoksa o noktada bizi geri püskürtecektir ve öfke krizi daha uzun sürecektir. 0-3 Yaş çocuk gelişimi sürecinde en önemli olan şey, bedensel temasla onu sakinleştirebilmektir. Belki o ortamda aşırı ses, aşırı uyarılar onu o şekilde hissettirmiş olabilir. Daha sakin bir yere geçmek ve ondan sonra orada dediğim şekilde bedensel temasla rahatlamasını sağlamak faydalı olacak diye düşünüyorum.

Büyükanne ve Büyükbabaların Etkisi

0-3 yaş çocuk gelişimi

Ozan: Türk kültüründe sık sık karşılaştığın temalar içerisinde hangilerinin çocuğun ve ailenin sağlığı için sonuç vermeyenler olduğunu düşünüyorsun?

Açelya: Çocuk 0-3 yaşta ailenin kontrolündeyken, anaokuluyla beraber daha fazla sosyal hayata açılmaya başlıyor. Sosyal ilişkilerde önemli olan şeylerden bir tanesi, kuralları ve sınırları biliyor olmak. Bizler, çocukları büyütürken kendi ebeveynlerimizden daha fazla destek alan bir toplumuz. İyi ki varlar. Bu Anneanneler, babaanneler, dedeler bizi çok besliyor. Bazı zamanlarda, yoğun çalıştığımız dönemlerde, çok ciddi yükümüzü hafifletiyorlar. Onlara gözümüz arkada kalmadan çocuğumuzu emanet edebiliyoruz. Birçok avantajı var ama zaman zaman bu kural ve sınırların oturtulmasında sıkıntıya dönüşüyor.

Ne kadar kuralla, sınırla ilgili sıkıntı yaşayarak gelen aileye baksak birçoğunda çocukların, özellikle ilk dönemlerde anneanneler, babaanneler, dedeler tarafından bakıldığını görürüz. O noktada anne-baba belirli kural ve sınırları koymaya çalışsa da torun sahibi olmak daha zevkli ve keyifli bir şey. Çocuk olduğunda başka sorumluluklarınız oluyor ve aynı anda birçok şeye odaklanmanız gerekiyor ama torun bakarken sadece çocuğa odaklanabiliyorsunuz. Orada bazen o kuralları, sınırları koymaktan geri de durabiliyoruz. O nedenle, bu tüm avantajlarının yanında böyle bir sıkıntıyı beraberinde getiriyor. İnsanlar kendi çocuklarının ebeveynleri değil; abileri, ablaları gibi olabiliyorlar. Kendi ebeveynleri ile çatışmaya giriyorlar. Bakış açıları farklı oluyor. Büyük ebeveynler bu sefer işte: “Biz sizleri büyüttük. Bir sıkıntınız mı oldu ki?” deyiveriyorlar.

Büyük anneanneler, babaanneler o yaşa geldiklerinde 30-40 yaşında çocuk baktıkları halde değiller. Dünya hiç öyle değil. Dünya çok değişti. Bizim çocukluğumuzdaki okulların beklentileriyle, çevrenin beklentileriyle şimdi bizlerin çocuklarından beklenenler çok farklı. Dolayısıyla, onları da kırmadan, özverilerini göz ardı etmeden, biraz daha uzlaşmacı bir tavırla çocuğa neden sınır koyulması gerektiğini anlatmak gerek. Ben bunu zaman zaman görüşmelerime onları da davet ederek yapıyorum. Bunun aslında çocuğun kendi ihtiyacı olduğunu, bunu öğrendiğinde kendini daha iyi hissedeceğini ve çevreyle uyumunun artacağını anlattığımda onlar da bir şekilde uzlaşma yoluna gidiyorlar ve en büyük iş birlikçilerimiz oluveriyorlar.

Rota Düzeltme Nedir? Nasıl Yapılır?

Gitmek istediğimiz bir yön var. Kendinden mutlu, sağlıklı bağlanması olan, insanlarla ilişkisi iyi, beyni gelişmiş bir yetişkin olması için rota düzeltme yapması gerek herkesin. Çocuk yetiştirmek, kompleks bir problemi sürekli çözmeye çalışmak demek. İkinci çocuğu olan ebeveynlerin de ilk çocuklarında kullandıkları taktiklerin, ikinci çocuklarında da işe yarayacağını söylemek de oldukça zor çünkü karşılarında farklı bir birey var.

Özellikle birbiriyle çelişen, uç durumlar için rota düzeltmeyi kullanmamız gerekiyor. Örneğin, bir yandan çocuğun özgürce keşfetmesi için onu rahat bırakmamız gerekiyor; bir yandan da belli sınırlar ve kısıtlar olmalı. Eğer çocuk özgürlük yönünde çok fazla rahat bırakılırsa, ona iyilik yapmış olmayacağız ve bazı sıkıntılı davranışlar ortaya çıkmaya başlayacak. Çocuğa ve davranışlarına sürekli bakarak gerekli rota düzeltmelerini yapmalıyız. Sorun gördüğümüzde bunun köküne inip kök nedeni bulmaya çalışacağız. Sonrasında mucizevi şekilde her şey rayına oturacak.

0-3 Yaş Çocuk Gelişimi Hakkındaki En Önemli Kavramların Özeti ve Bundan Sonrası İçin Öneriler         

Serinin sonuna gelmişken dikkat çekici fikirleri özetliyoruz. İkimiz de üçer tane bizim için en önemli olan noktaları sıralayacağız.

İlk olarak İnanç başlıyor. İlki: Çocuğun yanında gerçekten var olmak gerekiyor. Fiziksel olarak var olmak yetmiyor. Hep söylediğimiz “ton tutturmak” yani, onun bizim varlığımızı hissettiği, sıcak ilişkinin kurulduğu hakiki varlık hali. Bu çocuğun hem duygusal hem bilişsel gelişimine çok ciddi katkı sağlıyor.

İkicisi: Hata hep olacak. Hatanın olmadığı bir dünya yok. Çocuk yetiştirirken de bu aynı. Vicdan azabına kapılıp, ah vah etmeye hiç gerek yok. Sürekli daha iyiyi arayarak, rota düzelterek bu hataların üstesinden gelmemiz gerek.

Üçüncüsü: Miktarı arttırmaya çalışmaktansa, kaliteyi arttırmaya odaklanmak lazım. Yani 10 saat çocukla vakit geçirmektense, 15 dakika kaliteli zaman geçirmek çok daha faydalı olabilir.

Ozan için ilki şu: Bir yanda o kadar sınırlayıcı davranıyoruz ki kendine inancı olmayan bir çocuk yetişiyor. Motivasyon ve dikkati düşük. Diğer yanda ise hiç sınırlandırılmamış bir çocuk. Ebeveynin işi bununla ilgili mantıklı ve akıllı çıkarımlarda bulunarak çocuğun bu ikisinin arasında olmasını sağlamak ve hem güvende olduğu hem de gelişme imkânı olan bir ortam yaratmak.

İkincisi: Oyun sadece oyun değil aynı zamanda öğrenme, güven geliştirme, bağlanma egzersizi. Kaliteli bir oyun ile pek çok gerekli şeyi bir anda yapmak mümkün oluyor.

Üçüncüsü: Ebeveynin işi çocuğun beyin gelişimine katkıda bulunmak. Bir problem yaşayan, onu yönetemeyen ve bu yüzden bağıran bir çocuğa basit bir ceza-ödül sistemi ile yaklaşarak kenarda kendi kendine bunu çözmesini istemek bir hata. Yapılması gereken onunla aynı duygu seviyesine inerek onu anlamaya çalışmak, düşünmesine yardımcı olmak.

Serimizi bitirirken son olarak şunu söyleyelim. Çocuk gelişimi konusunda hala gidilmesi gereken baya bir yol var.

0-3 Yaş Çocuk Gelişimi serisinde kullanılan ve özü damıtılan kitapların listesi şöyle:

Yüksek Performans İçin Yaratıcılık Serisi

1.Otuz Milyon Kelime:  Dana Suskind

2. Cribsheet: A Data-Driven Guide to Better, More Relaxed Parenting, from Birth to Preschool: Emily Oster

3. No-Drama Discipline: The Whole-Brain Way to Calm the Chaos and Nurture Your Child’s Developing Mind: Daniel J. Siegel

4. Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler (Secrets of the Baby Whisperer): Tracy Hogg

5. Bağlanma Oyunları (Attachment Play: How to Solve Children’s Behavior Problems with Play, Laughter, and Connection): Aletha Jauch Solter

6. Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun (How to Talk So Kids Will Listen and Listen So Kids Will Talk): Adele Faber & Elaine Mazlish

7. Bütün-Beyinli Çocuk (The Whole-Brain Child): Daniel J. Siegel

8. Oyun ve Gerçeklik: Donald W. Winnicott

Daha fazlası için…

Açelya Şahin Fırat‘a bu seride bize katıldığı için çok teşekkür ederiz. Yazımızda geçen 0-3 Yaş Arası Gelişimsel Checklist’e buradan ulaşabilirsiniz.

Her Gün Öğren’in hikâyesini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz. Sadece bu seri değil stres yönetimitemel yönetim becerileri ya da insan beyni ve davranışı ve daha birçok seriye tüm kitaplardan damıtılmış, özetlenmiş bilgiye erişmek için ister bireysel ister kurumsal başvuru yaparak her gün öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Öğrenme, sonu gelmeyen ve gelmemesi gereken bir süreç. Kendinizi bu süreçten alıkoymayın. Öğrendiğiniz her bir bilginin sizi nerelere sürükleyeceğini, hangi kapıları açacağını, ufkunuzu nasıl genişleteceğini ve en önemlisi sizi nasıl mutlu edeceğini öğrenmeden tahmin bile edemezsiniz. Mutluluğun öğrenmeden geçtiğini unutmayın. Her bir yeni bilgi, aslında sizi mutluluğa ulaştıran yolunuzda attığınız bir adım ve bu adımı atabilecek tek kişi de sizsiniz.

Daha mutlu olmak için, daha çok öğren; her gün öğren.

Bizi TwitterLinkedIn ya da Instagram hesaplarımızdan takip ederek her gün öğrenmenize katkı sağlamayı da unutmayın.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir