merhaba@hergunogren.com

Yüksek Performans İçin Yaratıcılık

İş hayatı içinden önemli konuları, kısa videolarla öğretir. Onlarca kitabın özünü damıtır, izleyiciye ulaştırır.

Yüksek Performans İçin Yaratıcılık

Yüksek-Performans-için-Yaratıcılık-Poster

Klasik yaratıcılık tarifi: Bir süreç dâhilinde, sonuca bağlanacak şekilde yeni ve faydalı fikirler bulunması, yeni yaklaşımlar geliştirilmesi.

The Craft of Creativity kitabından aldığımız ve bizim en beğendiğimiz tarif ise: Daha önce göremediğin bir şeyi, geliştirmiş olduğun düşünce teknikleri ile görebilir hale gelmek.

Yaratıcılık öğrenilebilir, geliştirilebilir bir yetkinlik ve beceri.

Görülemeyeni Görmek

Thomas Edison: “İcat etmek için hayal gücüne ve bir sürü hurdaya gereksinim vardır.” Etrafımızda o kadar çok hurda var ki, o hurdalar arasından görülemeyeni bulup çıkarabilmek yaratıcılığın ortaya çıktığı andır. Sıkıştığımız zamanlarda bizden beklenen şey yaratıcı olmamız ancak o sıkışmışlık anında bunlar önümüzde olsa da göremiyoruz. Neden?

Geometride bir çözüm vardır bakarsın ama göremezsin. Yardımcı çizgi çekersin, elindekiyle oynayarak bir çözüm geliştirmeye çalışırsın. Platon’un Menon Diyaloğu’nda da şu geçer. Menon, Platon’a sorar: “Biz eğer bir şeyi bilmiyorsak, onu araştırmaya çıkmamız bence mümkün değil çünkü onunla karşılaştığımızda aradığımız şey olduğunu nasıl anlayacağız? Eğer biliyorsak da aramaya gerek yok.”

Çalışma hayatında, yaratıcı çözüm gerektiren bir sorunla karşılaşınca insanlar böyle bir durumdadır. Yani nereye gidip ne yapacağını bilmiyorsun; önünde ama göremiyorsun ve karşılaştığında da o mu değil mi bilmiyorsun. Bu durumda oynaman gerekiyor. Oynarken malzemeyle, unsurlarla, elindekilerle yavaş yavaş önünde bir çözüm görünür hale gelecek.

Eğer yaratıcı olmak istiyorsan, oynamaya devam et.

İçgörüye Ulaşmanın 3 Yolu

İçgörü: Bir şeyi daha önce hiç görmediğin bir şekilde gördüğün aydınlanma anı yani fark etmek. Gary Klein Kimsenin Görmediğini Görmek (Seeing What Others Don’t) kitabında, bu tanımı yaptıktan sonra diyor ki, biz performans iyileştirmeye çalışırken bir formül kullanırız. Performans iyileştirme = Hataların azaltılması + içgörülerin arttırılması. Organizasyonlar genellikle hataların azaltılmasına odaklanırlar. Ne kadar az hata, o kadar başarılı iş diye yaklaşırlar çünkü kolay olan hatayı görmek ve düzeltmektir. İçgörü yakalamak biraz daha zor. İçgörüyü nerede yakalayabileceğimiz üzerine bir araştırma yapıyor. 3 kategori ortaya çıkıyor.

İçgörü arayacağın zaman 3 yere bakabilirsin:

  1. Bağlantı kurma
  2. Çelişkilere odaklanma
  3. Çıkışsızlık/Çaresizlik durumları

Bağlantı Kurma: Farklı gözüken 2 şey arasında bağlantı kurarsan bir içgörü yakalayabilirsin. Örneğin, Cirque Du Soleil sirk sektörünün çıkmaza girdiği zamanda daha mobil ve hafif bir organizasyon kurma ihtiyacı ile hayvanlar olmadan performans sanatçıları ile performans ve sirk arasında bir bağlantı kuruyorlar ve yeni bir model ortaya çıkartıyorlar. Mavi Okyanus Stratejisi kitabında da örnek olarak verilenlerden biri bu.

Çelişkilere Odaklanma: Arabaların geçmemesi için konulan bariyerlerin hem çok ağır olması hem de kolay taşınabilir olması gerekir ki bu bir çelişkidir. Buna bunun çözüm de bariyerleri içi boş plastikten yaparak su ile doldurmak. Böylece hem kolay taşınabilir hem de su ile doldurulduğunda çok ağır olabilir.

Çıkışsızlık: Satranççıların kendi aralarında çıkardıkları bir terim. Hiç hamle kalmadığında anlık bir şey yaparak daha önce hiç yakalamadıkları bir fırsat yakalıyorlar. Ümidini kaybetmeden hamle yapmaya devam etmek lazım ki çıkışsızlık bizim için avantaja dönüşebilsin.

Deja Vu Değil Vuja De

Robert Sutton’un İşe Yarayan Tuhaf Fikirler kitabında, temel organizasyon ilkelerinden bahsederken, bir organizasyonun yenilikçi bir yere gitmesi için 3 öneride bulunuyor. Bunlardan biri deja vu’yu vuja de olarak tarif etmek yani tersine çevirmek. Alışılmış, bilinen ve yüzlerce kez görülmüş bir şeyi veya yaşanmış bir tecrübeyi yepyeni olarak algılamak. Yani defalarca yaşadığım bir şeyi ben nasıl farklı görebilirim diye düşünmek ya da hep aynı olan bir şeye farklı tepki vermek. Örneğin, Bill Joy Sun Microsystems’ın teknik dâhisi, doktora programı için karşısına 3 imkân çıkıyor. Bu üniversitelerden 2 tanesinin bilgisayar altyapısı çok güçlü, diğerinin ki ise zayıf. O en zayıf olanı seçiyor. Düşüncesi ise, benim daha usta olmamı sağlayacaktı koşullar diyor. Yani burada bir imkân görüyor ve durumu tersine çeviriyor.

Bir başka örnek ise, ikinci dünya savaşında savaştan dönen uçakları aldıkları mermilere göre inceliyorlar. Bir mühendis işaretliyor ve uçakların en az isabet aldığı yerlerinin iki kanat arası ve kuyruk olduğunu görüyorlar. Bu durumda nereyi güçlendirmeleri gerekir? Normalde en çok delik olan yerleri güçlendirmeye çalışılacağı düşünülür ancak en az delik alan yerleri güçlendiriyorlar çünkü demek ki gelmeyen uçaklar oradan isabet aldı ve o nedenle düştüler ve asla geri dönemediler.

Vuja De dışındaki önerisi ise, farklılığı barındırma/çeşitliliğe odaklanma; ürün gamını çeşitlendirme olabilir, insan kaynağı olabilir birbirinden farklı insanları beraber çalıştırma ve geçmişten kopma da sonuncusu ve kritik olanı. Nokia’nın hikâyesi burada iyi bir örnek. Nokia için her şey çok iyi gidiyordu ama geçmişten kopmadılar, geliştirmediler ve yeni bir rüzgâr geldi ve sektörü bambaşka bir yere götürdü.

Az Daha Çoktur

az daha çoktur yaratıcılık

Peter Reynolds’ın Nokta kitabında Vahşi adlı bir çocuk var. Resim öğretmeni çocuklardan bir resim istiyor. Vahşi bomboş bir kâğıtla üzgün bir şekilde masasında oturuyor. Öğretmen neden yapmadığını sorunca: “Ben resim yapamıyorum.” diyor. Öğretmeni ondan bir nokta yapmasını istiyor. “Benim için imzalar mısın?” diyor öğretmeni ve Vahşi imzalıyor. Ertesi gün okula gittiğinde öğretmenin masasının arkasında bu resmin çerçevelenip asılmış olduğunu görüyor. Birden başka noktalar da yapabileceğini fark ediyor ve eve gidip çalışmaya başlıyor. Sonra bir sergi açıyor. Sergiyi gezen bir çocuğu görüyor ve çocuk: “Keşke ben de senin gibi çok güzel resimler yapabilseydim.” Dediğinde Vahşi: “Yapabilirsin. Bir çizgi çizer misin? Şimdi bir de benim için imzalar mısın?” diyor ve kitap böyle bitiyor.

Burada öğretmenin tutumu ve o tek noktayı duvara asması. Biz de hayatta yaptığımız işe odaklandığımız, bağlandığımız ne varsa onu sahiplenmeli ve ona değer vermeliyiz. Bu bizi çok yükseltecek bir şey. İkincisi bir alan tarifi var. Sonsuz bir dünyada resim yapmayı düşünen, çırpınan bir çocuk var ama bir sadeleştirme yapıldığında, bir oyun alanı tarif edildiğinde motive oluyor, yükseliyor ve onun üzerinden bir şey çıkartıyor. Adeta paradoksal. Normalde şöyle düşünürüz: “İstediğin her şeyi yap.” Bu hiç yardımcı olmayan bir tutum.

David Brooks da kitabında bahsediyor bu durumdan. Kısıtlılıklar miti. Sonsuz kaynağa sahip olduğumuzda yaratıcı olacağımızı düşünürüz. Hâlbuki öyle değildir. Kısıtlı kaynaktan o potansiyeli ortaya çıkarmaktır mesele. Bir müzisyen arkadaşımla konuşuyordum. Kendisi caz üzerine çalışıyor. Bir tarif olmadan ödeve verdiğinde hocalar çok zorlanıyorlarmış ama bir alan tanımladıklarında çok daha hızlı çözüm üretebiliyorlarmış.

Çok karmaşık, eylemin elinizden alındığı, hareket edemediğiniz, kilitli bir durumda yaratıcı olmanız gerekiyor. Biraz kafa karışıklığınızı gidermeye çalışın. Sadeleştirin, azaltın, oyun alanınızı tarif edin ve oraya odaklanın. Oradan başlamaya çalışın. Bir süre sonra daha yaratıcı bir dünyaya doğru yol aldığınızı göreceksiniz.

PAGES Sistematik Perspektif Değiştirme Tekniği

Oyucunun hikâye anlatıcısı olduğunu düşünüyorum. Hepimizin hayatta bir hikâyesi var ve kendi perspektifimiz üzerinden o hikâyeyi tamamlamaya çalışıyoruz. Ben kendi hikâyemi biliyorum ama bir oyun metni içerisinde karşılaştığımda canlandırmak istediğin karakterin hikâyesini tümleyebilmek için o hikâyede var olan diğer karakterlerin ona bakışını da öğrenmen, keşfetmen gerekir. Onların perspektifini de bilmen gerekir ki seyirciyi tatmin edecek, canlı bir karakter ortaya çıkarabil. Perspektif değiştirmeye farklı açılardan bakmayı öğrettiği için oyunculuğun bana katkısı olduğunu düşünüyorum.

Perspektif değiştirme, yaratıcılık için önemli. Şu anda bununla ilgili bu bölümde bir sistematik yöntem önereceğiz. The Craft of Creativity kitabında önerilen bir yöntem. Perspektif değiştirmenin en zor kısmı, onu sistematik hale getirmek. PAGES Yönetimi kullanarak yaratıcı olmak gerçekten çok kolay.

9 nokta var. Kalemi üzerinden kaldırmadan 4 tane çizgi çizip bütün noktaların üzerinden geçmen gereken bir yaratıcılık problemi. Bu problemi PAGES olarak inceleyelim.

Parts (Parçalar)

Actions (Eylemler)

Goals (Amaçlar)

Events (Olaylar)

Self-Concept (Öz-Bakış)

PAGES ve Yaratıcılık

Nokta, çizgi, kâğıt, kalem bunların hepsi parçalar. Eylem çizmek. Amaç bütün noktaların üzerinden geçmek. Olay bunun bir geometrik problem olması. Bu problemi çözmeye çalışan kişi de öz-bakış.

Parçalar üzerinden bu meseleye nasıl yaratıcı bakabiliriz bunu düşünmeye çalışalım. Bunların herhangi birini daha farklı yorumlayabilir miyiz? Kâğıt esnektir. Eğer kıvırırsam ve silindir yaparsam tek çizgiyle bunu çözebilirim. Noktayı düşünürsek küçük düşünülür ama ben büyük noktalar düşünürsem tek bir çizgide birden fazla noktayı kapatabilirim. Noktayı büyüttüğümde aslında olayı da değiştirmiş oluyorum. Buna bir geometri vakası değil de yaratıcılık problemi olarak bakmış oluyorum. Kalemi değiştirip ince çizgi değil kalın, badana fırçası gibi olursa tek seferde üzerini kapatabilirim. Yani ben bu problemle karşılaştığımda bulduğum ilk kutu dışında çözüm çizgilerin, noktaların dışına çıkarak çizim yapmak. Evet, bu bir yaratıcı çözüm ama daha yaratıcısına ulaşmak istiyorsak perspektif değiştirerek PAGES’taki her bir unsurun üzerinden geçip nasıl farklı yorumlayacağımızı düşünerek çok yaratıcı çözümler bulmak mümkün.

Tom Kelley ve David Kelley’nin Yaratıcı Özgüven kitabında, General Electrics’te çalışan bir tasarımcı ve emar makinası tasarlıyor. Ulusal tasarım ödülüne de aday oluyorlar. Teknisyenin odasına giden tasarımcı beklediği ilgiyi görmüyor. Hastane koridorunda beklerken bir ailenin geldiğini görüyor ve ufak bir çocukları var. Emar için odaya girmeleri ve çıkmaları bir oluyor. Tasarımcı öğreniyor ki sadece çocuklar değil pek çok yetişkin için de makine çok korkutucu ve çoğu insan anestezi sonrası ancak makineye girebiliyor. Bu örneğe PAGES yöntemi ile bakarsak:

Parçalar içinden geçilen o tünel, yattığımız bölüm, sedye, sesler, hasta, doktor, oda, ışık vs. Eylemler yatmak, kıpırdamamak, dinlemek, kontrol etmek. Amaç, doktorun hastanın bir sorunu olup olmadığını analiz edebilmem. Olay tıbbi bir vaka olması. Öz-bakış ise bir hastalığı ortaya çıkarmak. Ekibin bulduğu yaratıcı çözüm eğlenceli hale getirmek yani parçalar üzerinde oynuyorlar ve olay biraz değişiyor. Yani tıbbiden eğlenceliye dönüyor. Öz-bakış oraya yatanın başka bir öngörü olduğunu anlıyorlar ve onun bakış açısından bakıyorlar. Uzay gemisi konsepti, korsan gemisi konsepti gibi. Gemiye bir merdivenle çıkartıyorlar, renkler ekliyorlar. PAGES yönetimini uygularken görülecektir ki unsurlardan biriyle oynanması diğer unsurları da etkiliyor.

PAGES sistematik bir yöntem. Seni perspektif geliştirme konusunda zorlayacak ve yardımcı olacaktır. Muhakkak kullan.

Bir Soru Bir Cevap

İstanbul’daki taksi deneyimi çok kötü. PAGES Yöntemi ile bu deneyimi nasıl iyileştirirdin?

Cihan: Hangi parçalar var? Taksi, sürücü, yol, koltuk. Bunları değiştirebilir miyim? Bakar bakmaz anlamam lazım değişimi ve biraz zor. Eylemlere bakalım. Binmek, oturmak, selam vermek, konuşmak. Mesela taksiye öyle bir giriş yaparım ki taksiye çok yüksek enerjiyle, nazik, pozitif olarak aynalama yapmak zorunda bırakırım taksiciyi. Böylece bana psikolojik olarak yakınlık duyar. Yani aslında self-concept’imi değiştirerek eylemleri de değiştirmiş oldum.

Elinde çok iyi bir senaryo var ama bu sektörde tanıdığın kimse de yok gerekli maddi imkânın da yok. Bu senaryoyu nasıl hayata geçirirdin?

İnanç: gerçekleştirme noktasından yola çıkardım. Elimdeki tüm kaynakları kullanarak senaryomu, oyuncuları kaynaklarıma uydurmaya çalışırdım. Yani var olan senaryoyu nasıl çekerim diye değil, ben çekebileceğim bir film ile bu senaryoyu nasıl bir araya getiririm diye meseleyi tersine çevirerek yaklaşırdım. Elimdeki mekânlarda çekip, tanıdığım insanları oyuncu olarak kullanırdım.

1 aylığına yaratıcı koçluk yapacağın bir ekip var. Onlar için nasıl bir deneyim tasarlardın?

Cihan: Kendi bakışımı değiştirmek için önce onları tanımaya çalışırdım. Hikâyenin gücüne inanıyorum. O yüzden her birinden kendilerini anlatan bir video ve kendilerini etkileyen bir hikâye anlatmalarını isterdim. Böylece hikâye anlatma enerjilerinden, anlattıklarından, kendilerini tarif etme şekillerinden onları tanımaya çalışırdım. Elimde hangi profilde neleri öne çıkartan bireyler var onları bulmaya çalışırdım. Bireyselliği öne çıkaran eğersizler hazırlarım çünkü yaratıcılık yalnızlık seviyor. Sonrasında bunları yükseltecek ekip çalışmaları yapar ve bu ekiplere birbirine benzemeyen insanları koyardım. Hiç gitmedikleri ve zor şartları olan bir yere götürürdüm ekibi.

Senin yaratıcılığını yükselten ve yaratıcılıktan uzaklaştıran üçer şey nedir?

İnanç: Arttıranlar: Uzun süre uykusuz kalmak, çok yoğun çalışmak, insanların normal yaşadıkları saatlerin dışında olmak, sevdiğim müzikleri dinlemek, uzun yürüyüşler yapmak. Azaltanlar: Ekibimde “Olmaz, yapılmaz, hayır” diyen kişiler olması, çok fazla vakit ya da kaynak verilmesi ve çerçeve çizilmemesi, çok gürültülü ortamlar.

Cihan: Azaltan: Ekip içerisinde sürekli beni aşağı çeken kişiler olması. Arttıran: Fiziksel aktivite.

Yaratıcı Olmadığına İkna Olma

Sanayi Devrimi’nden beri eğitim bizi yaratıcı olmaktan uzak tutuyor çünkü sadece gereken verileri vererek onları kullanmamızın yeterli olduğu düşünülüyor ama günümüzde yapay zekânın gelmesi ile artık bizden çok daha fazla bilgiyi, çok daha kısa sürede işleyebilen varlıklar ortaya çıktıkça yaratıcılık da diğer yetilerimizden daha fazla değer görmeye başlıyor. Yani daha çok insana dönüyoruz. Yapay zekâdan farkımız yaratıcılığımız.

Michael Michalko Yaratıcı Düşünce kitabında, eğitim sisteminde bize kategorileştirme öğretiliyor ve her şeyi birbirinden ayırıyoruz. Örneğin, bir kaba su koyduğunu düşün. Bu su akışkandır, moleküller sürekli birbirine değmektedir ama onu buz ayıracı koyu dondurduğumuzda hepsinin bağlantısı kopar. İşte eğitim sisteminde biz o kavramları birbirinden ayırarak işlediğimiz için kavramları kaybediyoruz. Dolayısıyla bu akışkan deneyimi tekrar kazanmanın yollarını bulmamız gerektiğini düşünüyorum. Kavramsallaştırmaya zıt giden ama iyi bir kavramsallaştırma bu. Her şeyin birbiriyle ilişkisi var ve yaratıcı düşünce bu ilişkileri şeyleri oynayarak ilişkilendirme deneyimi. Eğitim sistemi bizi bu ilişkilendirme deneyiminden biraz uzaklaştırıyor.

İnsan bebekken, doğduğu andan itibaren problem çözüyor ve yaratıcı, okul öncesi dönemde çok yaratıcı, eğitime başladığı andan itibaren yaratıcılık ile ilgili sıkıntı çekiyor. Sistem yaratıcı tarafımızı köreltip mitler yaratıyor.

Yaratma Cesareti

problem

Problem aslında bir fırsat. Problem çözme ile ilgili matematik sınıflarında bir sorun var. Peter Liljedahl bu konu ilgili araştırma yapıyor. Sorun problemi çözememeleri değil, problemi çözmeye dahi çalışmamaları. Çocukların problemlerle karşılaşmasını sağlayacak yöntemler geliştiriyor. İş hayatında da bu sorun var.

Davranış psikoloğu Rollo May’in Yaratma Cesareti kitabında, yaratma sürecinin 2 aşamadan oluştuğunu belirtiyor. İlki karşılama. Bu bir problemle karşılaşma da olabilir veya bir sanatçının bir manzaraya bakması da olabilir. Bunu farklı kılan senin karşılaşmaya bağlanman (engagement). Başlanma da ikinci aşama oluyor. Bağlandığında yaratıcı süreç başlamış oluyor. Matematik sınıflarındaki örnek de karşılaşma bile yok. Ben onu gördüğümde kendi dünyam için ilginç bulmam lazım yani merak ediyor olmam lazım karşılaşmada.

Kaçak yaratıcılık ise karşılaşıp orada bırakmak. O karşılamayı yaşıyor ve o fikri bulmuş olmanın hazzıyla kalıyor. Bunu fırsat olarak görmediği için sonraki aşamaya geçmiyor ve yaratıcı süreç başlamıyor. Yani yaratıcı olamıyorum diyenler aslında hiçi başlamayanlar.

İnsani değerlerden sevgi, hoşgörü gibi cesaret de bir değer gibi görünse de aslında hepsinin katalizörü. Bu nedenle yaratıcı süreç de kesinlikle cesaret istiyor.

Fırsatlara doğru gitmek için problemle karşılanınca bunu fırsat olarak gör, yeni bir şey çıkartabilecek şekilde motive ol, böylece bağlan, kesinlikle kaçma ve cesaretle üzerine git.

Yaratıcılığa Dair

David Burkus’un Yaratıcılık Mitleri yaratıcılığa dair bizi engelleyen ne varsa onları anlatıp analizler yapıyor. Yaratıcılığın önündeki en büyük engellerden biri de bizim meseleyi nasıl gördüğümüz. Yani belli mitlerle bu meseleyi görüyor olabiliyoruz. Bu engeli aşmak için mitleri paylaşalım.

  1. Evreka Miti: İnsanlar çoğu zaman mucizevi bir şey olduğunu, tek bir ana bağlandığını ve özel bir insana atfedilebileceğini düşünüyorlar. Buna hiç gerek yok.
  2. Tür Miti: Yaratıcı insanların diğer insanlardan farklı olduklarını ve yaratıcı olmalarının da genetik kodlarından kaynakladığını düşünüyorlar. Bu kesinlikle yanlış.
  3. Özgünlük Miti: Sanki yaratıcı olan her şey tek bir örnek olmalı ve başka hiçbir şeyle ilişkisi olmamalı diye düşünülüyor hâlbuki bunlar çoğu zaman bir ilişki ağı içinde ortaya çıkıyor.
  4. Uzman Miti: Bilginin ve derinliğinin yaratıcılıkla ilişkisi olduğunu düşünme ancak bu körleştiriyor ve daha çok neyi yapamayacağını gösteriyor. O alanda hiçbir bilgisi olmayanlar çok daha yaratıcı olabiliyor.
  5. Teşvik Miti: Dışsal birtakım ödüllerle yaratıcılığın teşvik edilebileceğini düşünülüyor. Aksine içsel motivasyon yaratıcılık açısından daha önemli.
  6. Tek Yaratıcı Miti: Hikayelendirmede yaratıcı sonuç neyse onun sanki esinlendiğini kabul edebiliriz ama sadece o kişiye, ona ait olduğunu düşünüyoruz. Hâlbuki tek yaratıcı yok. Ampulün icadında bile tek kişi yok. Bu bir etkileşim süreci.
  7. Beyin Fırtınası Miti: Beyin fırtınasına gereğinden fazla önem atfetmek. Sanki toplanıp beyin fırtınası yapınca dünyanın en yaratıcı fikirlerinin bulunacağı düşünülüyor ancak bu iyi bir başlangıç olabilir ama yaratıcılığın tamamı değildir. Yaratıcılık bir süreç. Emek, enerji harcamak gerek ve tek bir noktaya bağlamamak gerekiyor.
  8. Uyumluluk Miti: Uyumlu ekiplerin çok daha yaratıcı olacağı düşünülür ama çeşitlilik, farklılık gösteriyor ki araştırmalar, yaratıcılığı körüklüyor. O nedenle aynılaşmayı değil, çeşitliliği; uyumluluğu değil, kontrollü çatışmayı teşvik etmeliyiz.
  9. Fare Kapanı Miti: Bir fare kapanı ürettiğinde herkesin gelip onu alacağını düşünebilirsin. Ne var ki, fikir sadece işin bir noktası. Bir de o fikrin insanlarla buluşması var. Yaratıcılık öğrenmeye dayalı bir süreç. Fikri oluşturduktan sonra sürekli öğrenmeye ve geliştirmeye devam etmek gerekiyor.
  10. Kısıtlılıklar Miti: Sanki kaynaklarımız sınırsız olduğunda çok daha yaratıcı olunacağı düşünülür ve hatta hep kaynak eksikliğinden şikâyet edilir. Tam tersine kısıtlılık yaratıcılığı körükleyen bir ateşleme oluyor.

Bu mitleri yık, yaratıcılığa doğru koş.

Aristotales’ten Yaratıcılığın Sırrı

Aktüel ve potansiyel farkı Aristotales tarafından ortaya konulan ve yaratıcılık için mutlaka bilinmesi gereken bir ayırım. Çoğu zaman insanlar yaratıcı olmadıklarını söylediklerinde aslında dünyayı anlama ve algılamaları ile alakalı bir sorundan bahsediyoruz. Aristo ontoloji yapıyor ve Metafizik kitabında bu ayırımdan bahsediyor. Varlık üzerine bir konuşma yapıyor ve biz bu konuşmadan yaratıcılık adına dersler çıkarabiliyoruz. Çok basit bir ayırım.

yaratıcılık

Aktüel, şeylerin olduğu hali. Mesela elimdekinin aktüel hali tahta bir blok. Yani birine sorduğumuzda bize bunun var olan halini söyleyecektir. Potansiyel olarak bu şey nedir dersek, 100 tane kürdan, 1 tane anahtarlık, küçük bir heykel olabilir ve daha bir sürü şey olabilir.

Yaratıcılık dediğimiz şey, aktüel olanda imkân dâhilinde bulunan potansiyeli görmek ve ortaya çıkarmak demek. Görülen potansiyeli ortaya çıkarman için eyleme dökmen gerekiyor.

Aktüllerde takılı kalma, potansiyelleri görmeye çalış.

Yaratıcı Gücünü Harekete Geçirecek En Önemli Değişim

Ekip yönettiğim dönemlerde beni en çok zorlayan şu olmuştu. Çözülmesi gereken bir problem varken ortada o problemi çözmek için herhangi bir aksiyon almadan alternatif yaratmadan doğrudan önüme getiriliyor. Bir paradigma değişimi gerekiyor bu şekilde direkt aktüel olanı getirip potansiyeldeki olasılıkları, imkanları görmeye çalışmayan insanlar için.

Chris Argyris’ın ortaya attığı Kontrol Odağı Teorisi’ne göre kişinin kontrol odağının içsel olması gerekir. Eğer dışsalsa aktüellerde takılı kalıyor. Örneğin, yöneticiye verilmiş bir proje var ve bunun için belli bir süre, ekip ve bütçe verildi. Süre sonunda proje başarısız olursa kişi zaman azdı, ekip kötüydü, rakipler güçlüydü, bütçe azdı gibi (ki bunların hepsi doğru olabilir) derse o zaman şu sorulur: “Bu esnada sen ne yaptın?” diye. Burada kişinin odağı dışsal eğer içsel olsaydı sorması gereken şu olur: “Ben ne yapıyorum?, Ne yapmıyorum ki bu proje başarılı olmadı?, Ben ne yapacağım ki bu proje başarılı olacak?”.

Böyle düşündüğünde ifadeleri şuna dönüşecektir: “Ekibin zaman zaman motivasyonu düştü ama ben nasıl çıkaracağımı bilemedim. Zamanı ve bütçeyi daha iyi yönetebilirdim ama yönetemedim. Ürünün öne çıkması gereken özelliklerini de iyi bulamadık ama bundan sonra iyi bulacağım.” Odağı içsel olan insanlar aynı zamanda potansiyelleri görüyorlar yani görünmeyen şeyi açığa çıkarmak üzere düşünebiliyorlar. Odağı dışsal olanlar ise aktüellerde kalıyorlar.

Başka bir örnek, Petra Bock’un Zihin Sabotajı kitabında. Timothy Galway adlı bir tenis hocası daha sonra yönetim bilimci oluyor. Şunu fark ediyor. Tenis sporcuları korta çıktıklarında karşısındaki rakibe bakıyor ve diyor ki: “Ben bunu yenerim.” ya da “Ben bunu yenemem.” Bunu daha ilk karşılaştıkları anda düşünüyorlar. Oysa yapması gereken tek şey topa odaklanmak. Hatta tenis oyuncularına, topun üzerindeki çizgilere odaklanmalarını söylüyorlar. Eyleme odaklanmak lazım aksi halde maçı kazanmak mümkün değil.

Odağını içeri alıp potansiyelleri açığa çıkart.

Yaşanmış Bir Yaratıcılık Vakası

Hızlı tüketim malları sektöründe çalıştığım dönemde market olan bir müşterimiz vardı. Yılsonu yaklaşıyor ve müşteri bir kategoride hedefinden oldukça uzakta. Ayrıca aylık ortalaması diyelim ki 4.000’lerde ama 20.000 olması lazım. Yani hedefine ulaşabilmesi için 5 aylık malı 1 ayda alması lazım. Premium, orta ve düşük segmentte sattığı ürünler var. Düşük kategorisinin bir altı daha var ama bu müşteri de yok. Odaklandığın alanla ilgili bilgileri takip ediyor olmak burada önemli. Oraya ilişkin bende bir bilgi var. Bizim tarafta, yani yönetici tarafında, o düşük kategorinin altındaki üründe genel olarak bir boşluk var. Onu biliyorum ama benim müşterimde o ürün yok ve bir müşteriye yeni ürün sokmak zordur.

Müşteri ürün bulmamızı istiyor ama ben zaten mümkün olan tüm ürünleri vermişim. Verebileceğim tek bir ürün var önce istemediler yeni bir ürün olduğu için çünkü pek çok açıdan riskli gördüler. Sonra tamam dediler ama %15 iskonto istediler. Benim verebileceğim ise %5. Yöneticim %7’ye kadar pazarlık edip anlaşmamı istiyor. Karşı taraf da %15’te ısrarcı. Bu noktada çoğu zaman kilit olarak kalıyor. Ben durmadım. İnisiyatif aldım o noktada. O kategoride şirket olarak harekete ihtiyacımız olduğunu biliyorum. Bu konuşuluyor ama kimse yüzüne bakmıyor. Üretici kuruluşa gittim ve böyle bir fırsat olduğunu söyledim. Eğer buradaki maliyeti üstlenirseniz ciddi bir mal verme şansları olacağından bahsettim. Onlara da %7’den hiç bahsetmeyip sadece %5 iskonto yapabildiğimi söyledim. İhtiyaçları olduğu için kabul ettiler. Neticede %10’u onlar harcadı. Günün sonunda ben hedefimi tutturduğum için prim aldım, müşterim malı aldı hedefini tutturdu, üretici kuruluş ciddi miktarda bir mal verdi ve Pazar payına katkıda bulundu yani herkes memnun. Kazan, kazan, kazan.

Perspektif değiştirerek oyun alanını bu örnekteki gibi geliştirmemiz lazım.

Nasıl Yaratıcı Olunmaz?

  1. Tamamen aktüele odaklan, potansiyeli aklından bile geçirme.
  2. Mucize bekle, ilham perileri kovala.
  3. Eğer bir problemle karşılaştıysan o problemin problemi, senin problemin değil. Önemli olan onun kendisini çözmesi. Sen hiç uğraşma.
  4. Tek bir şeye odaklan, başka hiçbir şeyle ilgilenme. Diğer alakalı alanlar bulmaya uğraşma.
  5. Elindeki kaynakların yetersizliğinden şikâyet et. Bu dünyada sadece sana yetersiz kaynak veriliyor.
  6. Yeni bir şey deneme. Yeni deneyimlere, yeni öğrenmelere kapat kendini.
  7. Var olan perspektifine sıkı sıkıya sarıl.
  8. Fikir bul ama asla hayata geçirme.
  9. Oynama, her şey olduğu yerde olduğu gibi kalsın çünkü oynarsan birden karşına tanımadığın bir şey çıkabilir.
  10. Yaratıcılığın kitabı olmaz. Okuma, araştırma.

Dikkatle Kullanılması Gereken Tuhaf Fikirler

idea

Robert Sutton’ın İşe Yarayan Tuhaf Fikirler kitabında yenilikçi ve yaratıcı olmak isteyen organizasyonlar için 11,5 fikir var. Bunlardan 3,5 tanesini paylaşalım.

Sizi rahatsız edenleri işe alın. Aday farklı olduğu için mi bende olumsuz duygular yarattı yoksa ondan sağlayabileceğim bir fayda olabilir mi? Benim organizasyonumu yükseltip, çeşitliliğimi arttırabilir mi?

İşyerlerinde kurulan çalışma gruplarında mümkün olduğunca farklılıkları bir arada bulundurmak lazım. Bireysel gelişimde de önemlidir bu. Genelde insanlar kendilerini rahatsız eden insanları yanlarından uzaklaştırma eğilimdedirler ama bunun tersini yaparsanız karşılıklı bir dönüşüm sağlıyor ve yeni şeyler keşfedebiliyoruz. Açık olmak lazım.

Başarı ve başarısızlığı ödüllendirin. Hiçbir şey yapmamayı cezalandırın. Organizasyonlar sadece başarıya odaklandıklarında başarıyı düşünmekten risk almıyoruz. Yeni yöntemler keşfedip başka sektörlerden fikir ithal etmiyoruz, araştırmıyoruz. Bu organizasyonun yenilikçi ve yaratıcı olmasını engelliyor. MTV’nin ilk yıllarında Warner Communications’ın CEO’su hata yapmayanları işten çıkartmış.

Sizin uğraşmakta olduğunuz sorunları çözdüklerini söyleyen kişilerden bir şey öğrenmeye çalışmayın. Yaratıcılık sürecinde cahillik mutluluktur. Özellikle erken süreçlerde işlerin nasıl yapılacağını bilmiyorsun ve bu nedenle de engellerin yok. Moleküler soğurmayla ilgili teori ortaya atan bir bilim insanı ise: “Fizik dalında ortaya çıkan gelişmeleri bilseydim teorimi ortaya atamazdım. Teorimle ilgili o güçlü ve yanlış itirazları bilseydim yola bile çıkmazdım.” diyor.

Bunları yaparken güvenli bir alanda büyük riskler almadan tuhaf fikirlere kendinizi açabilirsiniz.

Yaratıcı Problem Çözmenin 8 Adımı

Keith Sawyer yaratıcılık alanında bir akademisyen. Washington Üniversitesi’nde bu alanda çalışıyor ve doktora tezi de bu konuda ve yaratıcılık ile ilgili tüm yöntemleri inceleyerek ortak ve önemli noktaları birleştirerek 8 adımlı bir problem çözme yöntemi geliştirmiş. Hem bireysel olarak hem de ekip olarak kullanılabiliyor.

  1. Sorunu bulmak ve tanımlamak: Bu dünyada iyi bir problemin varsa senden iyisi yok çünkü yanlış tanımlanan problemler bizi yanlış yerlere doğru götürüyor. Nasıl tanımladığın, nasıl çözeceğini de belirliyor.
  2. Konu ile ilgili bilgileri edinmek: Bunların bir kısmı önbilgi olabilir ama açığa çıkartmamışızdır. Düşünüp onları dokümante ederiz. Bir kısmını da hemen araştırmaya başlayarak bulabiliriz. İşimize yarayacak bilgi toplamak.
  3. İlgisi muhtemel bilgileri toplamak: Hemen yakın bölgedeki değil, ilişkili olabilecek şeyleri de inceliyoruz. Özellikle eğitim sistemimizden gelen o davranış kodumuzla diğer kategorileri dışarda bırakıyoruz. Başka sektörlerden fikir ithal edebiliriz, yeni yöntemler deneyebiliriz, ilham alabiliriz.
  4. Kuluçka dönemi için zaman ayırmak: Yaratıcı fikirler, yaratıcı süreçlerin ucunda ortaya çıkıyor ve yoğunlaşmak lazım.
  5. Çeşitli fikirler üretmek: Çeşitlilik zenginliktir. Hem sayıca fazla hem de kategorik olarak birbirinden farklı fikirleri edinmek gerek.
  6. Yeni ilişkiler kurmak: Fikirleri tahmin edilmemiş şekilde bir araya getirmek.
  7. En iyi fikirleri seçmek: Bütün fikirleri hayata geçirmek için bazen kaynağımız ya da vaktimiz olmayabilir. İçinden en önemli bulduklarımızı seçip onları hemen hataya geçirmek lazım.
  8. Fikirleri dışa açmak: Biliyoruz ki fikir ancak gerçek hayatla buluştuğunda işe yarayıp yaramadığını ortaya koyuyor. Gerçek hayatla hızlıca buluşturalım ki öğrenmeye devam edelim, hatalarımızdan ders çıkaralım.

Yaratıcı Problem Çözmek İçin Sıradışı Öneriler

Rud Judkins’in Yaratıcı Düşünme Sanatı kitabında, sıradışı yaratıcılık egzersizleri yer alıyor.

  1. Kendinizle zıtlaşın: Rutinini kır. Her zaman yaptığın şeylere sorgulayarak yaklaş. Sabah kahve yerine portakal suyu iç. Erken kalkıyorsan geç kalk. Bilgisayarla çalışıyorsan kâğıtla çalış. Devreni yani sistemini değiştirirsen yaratıcı süreçlere açılman kolay olur.
  2. Arkadaşlarla yalnız kalın: Arkadaşlardan kast edilen şu: Yalnız kal çünkü yaratıcılık yalnızlıkla arkadaştır. Her konuda tüm düşüncelerini bırak aksın. İlgili ya da ilgisiz ve aralarında iletişim kur. Bu fikirlerden yeni düşünceler bulman kolaylaşacaktır.
  3. Gözden kaçanlara dikkat edin: Gözden kaçanlar çok önemli. Disneyland fikrinin ortaya çıkışı buna güzel bir örnek. Bir oyun parkında sıkılmış oturan anne-babalara bakınca bu fikri buluyorlar. Ya herkes için eğlenceli bir alan inşa edebilseydik? Doğru soru çok önemli.
  4. Kendinize yeni bir isim verin: Mozart’ın 5 farklı vaftiz ismi var. Amadeus’u kullanıyor, evlenince Adam ismini kullanmaya başlıyor ve hayatının çeşitli aşamalarında kendine farklı isimler veriyor. O isimlerle yeni kimlikler yaratıcılığını teşvik edecek yeni kimlikler inşa etmeye çalışıyor. Yazar kendinize 10 isim verin diyor. Bu 10 isim sizin hangi yönlerinizi yansıtıyor? Dışardan nasıl algılanıyor? Bu algılamayla ilgili sizin düşünceleriniz neler?
  5. Nesnelerin amacıyla oyna: Evde ya da ofiste birbiriyle alakasız gözüken nesneleri alıp elinde oyna.
  6. Kulak misafiri olun: Başkalarını dinlemenin faydalı olacağını söylüyor. İlham vericidir. Başaklarından beslenmeni sağlar.

Walt Disney’de Yapılan Araştırma

walt disney

Duncan Wardle Walt Disney’de çalışan 5.000 kişiyle bir araştırma yapıyor. Walt Disney içerisinde nasıl daha yaratıcı ve inovatif olabiliriz diye soruyor. Araştırma sonunda 5 temel madde ortaya çıkıyor.

  1. Vakit yok: Yaratıcı olmaya vakit ayıramıyorum diyorlar. Hepimize verilen ortak kaynak zaman ve bizim o kaynağı nasıl değerlendirdiğimiz, ondan ne çıkardığımız çok belirleyici.
  2. Uzlaşılan bir tanım yok: Kurum içerisinde inovasyon ve yaratıcılığın ortak bir tanımı yok. İnsanlar tanımını bilmedikleri bir şeyin peşinde de koşamıyorlar. Bir oyun alanı, bir tetikleyici tarif etmek gerekiyor.
  3. Risk alamıyorum: Cesaret edemiyorlar. Risk almak demek başarısızlık ihtimali demek ve sistem başarısızlığı cezalandırdığı için insanlar risk almaktan kaçınıyorlar. Hâlbuki başarılı olmak için başarısızlığı iki katına çıkarmak gerekir. Seth Godin’in kitabında söylediği şeylerden bir de insanların korku nedeniyle yaratıcı olamadıklarıdır. Ekip içerisinde kişilerin risk alabilmeleri adına güven oluşmak lazım.
  4. Müşteri içgörüsü eksik: Perspektif değiştirerek sadece kendimizi o meselenin içinde incelemeyip aynı zamanda oyun alanını büyütüp müşterilerimizden de içgörü alarak daha yaratıcı hale gelebiliriz. 2010’lu yıllarda Amerika’da mob denilen bir ürün lanse ediliyor. Ancak öyle bir kutuya koyuyorlar ki müşteriler o kutunun içinde öyle bir ürün olabileceğini anlayamadıkları için satın almıyorlar. Hâlbuki ürün çok yenilikçi ve ihtiyacı gören bir ürün. Sonrasında ona göre teşhir ürünleri yaparak müşteri ile buluşturuyorlar.
  5. Fikirler ölüyor: Fikirler benden çıktıktan sonra kurum içerisinde ölüyor, kayboluyor, unutuluyor. Fikir aklına yatmasa da küçük bir grup kurup sonuçlar iyiyse değerlendirmeye alınabilir.

Yaratıcılık için kültür önemli. Ekip, kurum, departman yönetiyorsanız yaratıcılığın yetişeceği alanlar oluşturmak sizin elinizde.

Yolculuk Başlıyor

Cihan: Bir problemle karşılaştığımda artık ondan kaçmıyorum. Onu bir fırsat olarak görüyorum. Demek ki orada çözülmesi gereken bir şey var, bağlanmamı arttırmaya çalışıyorum. Problemi fırsat olarak gördüğümde motivasyonum yükseliyor, bir coşku veriyor onu çözmeye çalışmak.

İnanç: İnsanlar eğitim sistemi içerisinde yaratıcı olmadıklarına ikna oluyorlar. Buna ikna olmamaları gerektiğine ben bir kere daha ikna oldum.

Olmaz diyenden kaç

Kaynaktan asla şikâyet etme

İçsel odaklı ol

Yaratıcılığın bir süreç olduğunu, zorluklar içerdiğini bil ve vazgeçme

Yöntem kullanmaktan çekinme

Da Vinci’den Yaratıcılık Sırrı

Michael Gelb’in Leonardo Da Vinci Gibi Düşünmek kitabında 7 ilke paylaşıyor.

  1. Merak et: Kolay gibi gözüken ama bence çok zor bir ilke. Çocukluk döneminde bu zaten biz de var ama çok ket vurulursa bu duygu köreliyor ve ileride bu duyguyu yeniden yaratmak çok zor.
  2. Başkalarının deneyiminden öğrenmek: Da Vinci başka ustaların eserlerini inceleyip onlardan da öğrenmeye devam ediyor.
  3. Duyularını keskinleştir: 5 duyuyu kullandıracak aktiviteler yapmak. Fotoğraf ile uğraştığımızda mesela bu keskinleşiyor. Bu bizi daha yaratıcı hale getiriyor.
  4. Azimli ol: Kevin Ashton’ın Bir Atı Kanatlandırma Sanatı kitabında, zorlu süreçlerin bizleri yaratıcılığa götürdüğünü söyler.
  5. Tam beyin düşünmesi kullan: Beyninizin tüm alanlarını kullanmaya çalışın. Mesela Da Vinci sadece yazı olarak değil görsel notlar da alıyordu.
  6. Fiziksel iyilik: Beyindeki hormonları da aktive etmesi açısından da çok önemli. Fiziksel aktivite, zihinsel aktiviteyi de arttırır.
  7. Sistem düşüncesi kullan: Her şeyin her şeyle ilişkisi olduğunu unutmamak lazım. Bunu görmeye çalışarak yaratıcılığı geliştirebiliriz.

Yüksek Performans İçin Yaratıcılık serisinde kullanılan ve özü damıtılan kitapların listesi şöyle:

Yüksek Performans İçin Yaratıcılık Serisi

  1. Matthew A. Cronin & Jeffrey Loewenstein: The Craft of Creativity
  2. Gary Klein: Kimsenin Görmediğini Görmek (Seeing What Others Don’t)
  3. Robert Sutton: İşe Yarayan Tuhaf Fikirler
  4. Peter Reynolds: Nokta
  5. Tom Kelley & David Kelley: Yaratıcı Özgüven
  6. Michael Michalko: Yaratıcı Düşünce
  7. Rollo May: Yaratma Cesareti
  8. David Burkus: Yaratıcılık Mitleri
  9. Aristo: Metafizik
  10. Petra Bock: Zihin Sabotajı
  11. Rud Judkins: Yaratıcı Düşünme Sanatı
  12. Michael Gelb: Leonardo Da Vinci Gibi Düşünmek

Daha fazlası için…

Nezih Cihan Aksoy‘a bu seride bize katıldığı için çok teşekkür ederiz.

Her Gün Öğren’in hikâyesini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz. Sadece bu seri değil stres yönetimitemel yönetim becerileri ya da insan beyni ve davranışı ve daha birçok seriye tüm kitaplardan damıtılmış, özetlenmiş bilgiye erişmek için ister bireysel ister kurumsal başvuru yaparak her gün öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Öğrenme, sonu gelmeyen ve gelmemesi gereken bir süreç. Kendinizi bu süreçten alıkoymayın. Öğrendiğiniz her bir bilginin sizi nerelere sürükleyeceğini, hangi kapıları açacağını, ufkunuzu nasıl genişleteceğini ve en önemlisi sizi nasıl mutlu edeceğini öğrenmeden tahmin bile edemezsiniz. Mutluluğun öğrenmeden geçtiğini unutmayın. Her bir yeni bilgi, aslında sizi mutluluğa ulaştıran yolunuzda attığınız bir adım ve bu adımı atabilecek tek kişi de sizsiniz.

Daha mutlu olmak için, daha çok öğren; her gün öğren.

Bizi TwitterLinkedIn ya da Instagram hesaplarımızdan takip ederek her gün öğrenmenize katkı sağlamayı da unutmayın.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir