merhaba@hergunogren.com

İnsan Beyni ve Davranışı Eğitimi

İş hayatı içinden önemli konuları, kısa videolarla öğretir. Onlarca kitabın özünü damıtır, izleyiciye ulaştırır.

İnsan Beyni ve Davranışı Eğitimi

İnsan Beyni ve Davranışı Eğitimi

Makine: İnsan Beyni

Ozan: Saçma bir soru sorsan ne sorardın?

İnanç: Yüksek bir yerden atlaman gerekseydi elinde kaç tane uçan balon olmasını isterdin?

Ozan: Elimde değil yerde olmasını isterdim.

İnanç: Güzel ama yerde olduğu için uçacaktır o balonlar.

Böyle enteresan bir korelasyon var. Sağlıklı çalışan beyinler daha spontan düşünebiliyorlar. Tam da bu nedenle kendilerine saçma bir soru sorulmuş olsa bile biraz alaycı, biraz esprili cevaplar verebiliyorlar.

Bu neden beynin sağlığını gösteriyor?

Spontan çalışamayan beyinler üzerinde çok fazla yük, endişe, anksiyete taşıyor olabiliyor ya da başka bir şeye konsantre olmuş olabilir. Özellikle kişinin kendi iç diyaloğu cidden önemli etkenlerden bir tanesi. Kendisi ile çok meşgul insanlar, sponatanite için gereken dışardan veri alma kısmını pek yapamayabiliyorlar ve bunda zorlanıyorlar.

Çok mantıklı bir soru soralım o zaman. İnsan beynini anlamak iş hayatında yani çalışan insan için neden gerekli?

Bize ait olduğunu düşündüğümüz birçok şeyin beyinde bir yeri, temeli ve birtakım nedenleri var. İş ortamında birine bir şey söylüyoruz ve onun anlam dünyasındaki beyninden geçip gidiyor; birisi bize bir şey söylediğinde biz onu kendi beynimiz ve duygularımızla kavrıyoruz. Problem çözmeyi beyinle yapıyoruz. Yaratıcı düşünceyi beyinle yapıyoruz. Duygularımızı beyinle yönetiyoruz.

Tüm bunları biliyor ve anlıyor olmak hem kendimizle olan ilişkimizi daha iyi hale getiriyor, yani kendimizi yönetebilir hale geliyoruz, hem de başkalarıyla olan ilişkimizi yönetebilir hale geliyoruz.

Anlarsak yönetebiliriz. O yüzden beyni bir ünite olarak ele alıp anlamaya başlayalım.

İnsan Beyni Bilgisayara Nasıl Benzer?

İlk bilgisayarlara baktığımızda aslında insan beyni onlara referans olmuş, ilham olduğu ortada. Bugün çok daha kompleksleşmiş durumda bilgisayar dünyası ama günlük hayatımız içinde oradaki kavramlara çok aşinayız.

Ram (Random Access Memory): Geçici/uçucu hafıza. Araştırmalar gösteriyor ki, insan beyni 7 artı eksi 2 parçayı/bit’i geçici hafızadaki zihinde tutabiliyor. Bu geçici hafıza beynin aslında her yerinde yani bunu tutan tek bir yer yok. Bilgisayardan farklarından biri bu.

Hard Disk: Öğrenme. Beyinde sinaptik bağlantılar oluştuğunda öğrenme kalıcı oluyor yani fiziksel olarak bir değişiklik yaratıyor aslında. Bilgisayarda da hard disk uzun dönemli hafızaya denk geliyor.

CPU (Central Processing Unit): Ana işlemci. İnsan beyninin kendisi hem işlemci hem de yazılım kısmı ve beynin her yerinde. Yani beynin işlemci gibi bir noktası yok.

GPU (Graphical Processing Unit): Grafik Kartı. İnsanın gözlerinde, gözler aslında beynin bir parçasıdır. Gözden veri gelir. Beynin ortasında çapraz bir yerden geçer. Arka tarafa çapraz olarak kafa arkasına gelir.

Çevresel Üniteler: Kamerası, klavyesi var. Dışardan data alıp veri sağlayan şeyler.

ROM (Read-only Memory): Üzerine yazılamayan sadece okunabilen hafıza. İnsan beyninde ROM’a en çok tekabül eden şey omurilik veya alt beyin. Yani değiştirilemez kodumuz. Nefes almamızı, terlememizi, yürümemizi sağlıyor.

BIOS (Basic Input/Output System): En kökündeki işletim sistemi. Refleks gibi çok temel kodların olduğu yine ROM’a benzeyen kısım.

İnsan Beyni Bilgisayara Nasıl Benzemez?

Yapay zekaya baktığımızda şu 2 şeyin öne çıktığını görüyoruz:

Öğrenme ve sürekli iyileşme

Bunlar yapay zekanın yapmaya çalıştığı şeyler ama bunlar insan beyni için halihazırda olan şeyler. Biz öğrenebilen ve sürekli iyileştirebilen varlıklarız ama bilgisayar böyle değil.

Biri paralel, biri seri işlemci. İnsan beyni tek bir işlemi alıp ona çok derinlemesine odaklanabilen, çok kuvvetli bir işlemci gücünü ona yığabilen ama aynı anda paralel birçok işlemi yapmakta zorlanan bir tür işlemci.

beyin makinesi

7 ana duygu ve onların kombinasyonları var.

Bu duygular bizim mantık yürütme şekillerimizi etkiliyor ve değiştiriyor. Enteresan bir şekilde yapay zeka yaparken yapay duygu yapmaya çalışmıyoruz. Duygular, çözülmesi kolay şeyler değil ve onları tarif etmek de zor. Duyguları çok insani bir şey olarak gördüğümüzden orada başka çok karışık bulgular var.

Karşılaştırma noktamız olmadığında, bir şeyin ne kadar iyi ya da kötü olduğunu söyleyemiyoruz ama yapay zeka ile insan beyni karşılaştırılınca bizim zekamızın ne kadar muhteşem olduğunu görmemek imkansız.

Altında harika bir yarış arabası vardır ama tamponu yere çok yakındır mesela. O yüzden bir tümsekten giderken çarpabilirsin. Bindiğin arabanın ne tür bir araba olduğunu bilmezsen, o arabayı düzgün kullanamazsın. O yüzden insanın kendi beyninin sınırları hakkında farkındalığının olması da onu daha iyi kullanmasını sağlar.

İnsan Beyni ve El Modeli

Daniel Siegel’ın Beynin El Modeli (Hand Model of The Brain) kitabında, insan beyni ve fonksiyonlarını daha kolay anlatabilmek için kullandığı bir model var ve gerçekten çok işe yarıyor.

Bileğin üst kısmı omurilik (alt beyin), elin ayası ve başparmak beraber limbik sistem (beyin kökü ve beynin birleştiği kısım), diğer üstte kapanan parmaklar da neokorteks bölgesi. Bizi insan yapan en önemli nokta üstten kapanan parmakların olduğu kısım. Bazı durumlarda (kapakların açılması diye ifade ediliyor bu modelde) çok korkup, dürtüsel tepkiler verdiğimizde, çok yüksek duygular yaşadığımızda bu kapaklar açılabiliyor.

Çok öfkelendiğinde mesela bu kapaklar açılır. Nasıl kapatabilirsin?

10 saniye beklersin, sakinleşirsin, derin nefes almaya başlarsın. Kapakların kapanması şu demek: Seni insan yapan özellikler devreye giriyor. Tekrar mantıklı düşünmek demek. Duyguların da devreye giriyor ama onları kontrol ederek hareket edebilir hale geliyorsun.

Beyin sapı denilen kısım, hayatta kalmak için gerekli olan en hayati şeyleri yapıyor. Otomatikleşmiş şeyleri. Nefes alıyorsun, kalbin atıyor ve bunlar için düşünmüyorsun.

Limbik sistem duygularla ilgili kısım ve ağırlıklı olarak hafıza ile ilgili temel ölçü çünkü hayvanlar da öğreniyor. Bu kısım memelilerde ortak. Onun için bizi insan yapan kısım bağlanan kısım.

Neokorteksin de ön kısmı olan prefrontal korteks, eleştirel düşünme ve analiz yetkinliği olan kısım.

Kendi kapaklarını kapat ve başkalarının da kapaklarını kapatmalarına yardım et ki daha kaliteli kararlar alasın.

Amigdala

Kelime kökü olarak Latince “badem” kelimesinden geliyor. Sebebi de bademe benzemesi. Gözlerden ve kulaklardan geriye doğru iki çizgi atarsak kesiştikleri noktadaki limbik sistemin parçası olan iki küçük simetrik parça. Korku daha kolay araştırılabilir bir duygu olduğu için eski araştırmalarda sadece korkuyla ilişkilendirilmiş ama günümüzde yapılan çalışmalarla artık biliyoruz ki çok daha farklı şeyleri de yöneten bir tarafı var. Öncelikli olarak gelen duyu verilerini alıyor ve bunları pozitif ya da negatif birtakım duygularla eşleştiriyor.

İnsan beyni neokorteks tarafında aslında bir çok deneyimi, işlemi, hafızayı tutuyor ve beynin merkezindeki bölgeler aslında regülasyon sağlıyor. O bilgiyi, duyguyu oradan alıyor ve gerekli yerlere gönderiyor. Önemli olan nokta şu, bazı durumlarda bu limbik sistem ve amigdala bizi çok yoğun bir şekilde kaçma refleksi ya da korku refleksiyle baş başa bırakabiliyor.

Amigdala’nın Gücü

“Panik olman gereken bir durumda, üst beyin fonksiyonlarını iptal et; hayatta kalacak beyin fonksiyonlarını hayata geçir.” diyebiliyor. Burada kullandığı enerji nedeniyle de bizi biz yapan yani insan yapan ön taraftaki prefrontal korteksi kullanamaz hale geliyoruz çünkü enerjinin büyük bir kısmını orası alıyor. Onun için böyle durumlarda aşırı öfkeli olduğumuzda ya da çok yoğun duygular yaşadığımız durumlarda, çok stresli durumlarda önemli kararlar almamak lazım. Daha çok bu limbik sistemin altındayız. Önemli kararlar almak için biraz sakinleşmeyi, üst beyni harekete geçirecek hamleleri yapmayı beklememiz gerekir.

Bazen öyle durumlar oluyor ki biri başkasına bir şey anlatmaya çalışıyor ve öğrenmiyor diye ona kızıyor, daha çok üstüne gidiyor. Hâlbuki o kişi korkunç durumda çünkü kapaklar tamamen açılmış durumda ve öğrenmesi mümkün değil.

Amigdala, korku gibi birçok duyguyu yönetiyor. İşten kovulma korkusu, aşağılanma korkusu, performansın düşük olma korkusu, hayatta kalma korkusu gibi ve bütün bunlar bizi yönetici işlevlerimizi kullanamaz hale getiriyor. Bizi alt beyne çekiyor. Üst beynin potansiyelini sınırlıyor.

Amigdala’yı tanıyalım ve bu bilgiyle hareket edelim.

Hipokampüs

Diyelim ki eve dönerken yolu hatırlayamıyorsun, köftenin kokusunu hatırlayamıyorsun, beyninin neresi çalışmıyordur?

Amigdala’nın hemen altında denizatına benzeyen ve bu nedenle hipokampüs adını alan limbik sistemin bir parçasıdır. Çok temel duygularla alakalıdır.

Ana işi, hafızayı tutmak değil ama hafızanın tutulduğu bölgelerin endeksini tutmak. O bölgelere bir şey yazılmasını, oradan bilgilerin çağırılmasını sağlıyor ve hafızayı entegre ediyor.

Örneğin, köftenin görüntüsü beynin gören kısmında yani oksipital lobta; kokusu beynin koku alan kısmında; tadı beynin tat alan kısmında tutuluyor. Hipokampüs birini çektiğinde diyor ki, ben bu köfte ile ilgili şunları da çekeyim ve aslında sana bütünsel bir hafıza sunuyor. Alzeimer ilk olarak ve en ciddi şekilde hipokampüs’ü vuruyor. O yüzden hafızayla ilgili aslında o hafızadaki şeyler hala beyinde ama onlara ulaşım yolunu unutuyorsun. 3-3.5 santimlik küçük bir parça ama büyük bir işlevi var.

Amigdala ile hipokampüs birbirlerine çok yakınlar.

O kadar yakın oldukları için de amigdala duygu regülasyonunu sağladığından, duygu regülasyonuyla öğrenme ve hatırlama üst üste binen inanılmaz yakın şeyler haline geliyor. İşte buradan hareketle kuvvetli duygu durumlarında öğrenmenin daha yüksek olduğunu artık biliyoruz. Bunu tetikleyen öğrenme yöntemleri de daha kalıcı oluyor. Yaşayarak öğrenme yöntemi, drama yönteminin kullanılması, rol oyununun kullanılması gibi.

Birinin canı sıkılana kadar ona bir şey öğretmiş olmuyorsun çünkü duygu yaratman gerek. Eğlendirebilirsin, güldürebilirsin. Korkutmak kötü taktiklerden biri çünkü korkunca da bu sefer hipokampüs çok farklı bir şekilde çalışmaya başlıyor. Kortizon yani stres hormonu, amigdala’yı strese sokuyor.

Ne zamana ki stres yüksek ve uzun süre boyunca devam ediyor, hipokampüs kalıcı olarak küçülmeye başlıyor. Yani hatırlamamaya, bağlantıları kuramamaya başlıyorsun. O yüzden, yeni bir şey öğrenmeye çalışıyorsak ya da etrafımızdaki insanlara öğretmeye çalışıyorsak, hafızanın iyi çağırılması gereken bir ortamdaysak stres yüklemesinden uzak durmamız gerek.

Sağ-Sol Beyin

insan beyni

Beyne yukarıdan baktığımızda beynin 2 lobu var. Sağ lobu ve sol lobu. Ortada da bunları birbirine bağlayan bir sinir öbeği var. Bu ortadaki bağlantıyı sağlayan yere corpus kallozum deniliyor. Bu kısımla ilgili çok enteresan deneyler var. Bu bölgeyi ortadan kestiklerinde hastanın önüne bir yemek koyuyorlar. Yemeğin sol tarafını yiyiyor, sağ tarafını yemiyor ya da sol eliyle yaptığı şeyden sağ elin haberi olmuyor. Ayrıca beyinde çapraz bir kurgu var. Sağ gözün görme işlemini beynin arkasındaki sol taraf, solunkini sağ taraf yapıyor.

Sol taraf sayısal, analitik düşüncenin olduğu; sağ taraf yaratıcı düşünce diyebileceğimiz, ilişki kuran, çağrışım yaratan kısım. Sol tarafta rakamlarla, sözlü zeka ve somut şekillerle, mantıksal sıralamalı sekanslarla işlemler yapıyoruz. Aslında biraz mühendis beyni gibi düşünebiliriz sol tarafı. Sağ taraf da çok önemli.

Bazen sağ tarafı önemsemeden geçiyoruz. Sanatta ve yaratıcılıkta kullanılmasının yanı sıra bütünsel düşünmeyi sağlıyor. Bazı disiplinler bunların sadece birine odaklanıyor. Oysaki bu: “Sosyal bilimler disiplini fazla sağ beyin, analitik mühendislik disiplinleri fazla sol beyin kullanır.” düşüncesi beni çok rahatsız ediyor çünkü ikisinin birlikte kullanılması gerekir. Sağ beynin önemli özelliklerinde biri hayal kurmasıdır ve mühendislik işinde de hayal etmek vardır. Arkana yaslanır ve dersin ki: “Şöyle bir makine olsa, enerjini şuradan alsa, bu dinamo şöyle çalışsa.” Bu aslında bir sağ beyin işidir ama bunun projesini yazarken sol beyne geçersin.

İnsan bütünlüklü bir varlık olarak beynin iki tarafını ayrı ayrı değil beraber kullanır.

İnsan Beyni Yapısı ve Prefrontal Korteks

Beyin aslında 4 kısımdan oluşuyor. Beyin sapı, limbik sistem, neokorteks ve profrontal korteks. Yukarıdan bakarsak beyin modeline 4 ana bölge var.

Arkada kalan kısım oksipital lob denen kısım. Göz sinirleri gözden içeri doğru gidiyor. İçeride bir yerde çapraz oluyor. O çapraz geçişten sonra da beynin arkası oksipital loba gidiyor ve görüntünün hem işlemesi ve anlamlandırılması hem de hafızaya alınması orada yapılıyor.

Yanlara baktığımız zaman yanlardakiler, temporal lob dediğimiz kısımlar. Kulak sinirleri temporal loblara bağlanıyor ve orada işitsel ferekanslar işleniyor, anlamlı dil çözümlemesi yapılıyor vs.

En üst kısım parietal lob. Burası gene üst becerileri, el-ayak koordinasyonunu ve bunların entegre edilmesini, psikomotor becerilerin bir kısmının yönetilmesini sağlıyor.

Bir de serebellum denilen bir kısım var. Orası da aslında beyin soğanı, beyincik olarak da anılıyor. Orası da çok daha artık otomatiğe dönmüş işlemlerin yapılmasını sağlıyor. Bisiklete binerken, araba kullanırken artık parietalden serebelluma indiğini düşünebilirsin. Daha otomatik davranışlar olarak seyrediyor. Hatta bazı faaliyetleri oraya göndermek bizim zaman yönetimimiz ve verimliliğimiz açısından da iyi. Tekrar ettikçe daha otomatiğe inen işleri oradan takip ediyoruz. Dengeyi de orası sağlıyor. Multitasking yani aynı anda birçok işi yapmak aslında büyük bir yalan. Ancak alt bölgeye gönderilerek tekrarlanan işlevleri otomatik hale getirebiliyoruz. Mesela araba kullanırken aynı anda bir podcast dinleyebilirsiniz. İnsan beyni paralel değil seri işlemci olduğundan tek göreve odaklanayım ve bunu sonuna kadar yapayım eğiliminde olur.

Prefrontal Korteks (PFC)

Beynin en önemli kısmı da prefrontal korteks. Zar tarafı olan bu kısım bizi insan yapan kısım diyebiliriz çünkü bu kısım haricindeki kısımlar hayvanlarda da var ama bu kısım sadece insanlarda var. Bu kısım yönetici işlevleri yürütüyor. Düşünme, mantıksal çıkarım, ilişkilendirme, planlama, karar alma, seçim yapıp bunları karşılaştırma gibi. Beyni bir makine olarak düşünürsek en çok enerji çeken kısım da burası. Bu nedenle insan olmak zor. İnsanın temel özelliklerinden bir tanesi de enerjiyi optimize etmesi yani az enerji harcamaya çalışması. Bu nedenle düşünmekten kaçıyoruz. Gündelik hayat içerisinde hakiki anlamda düşündüğümüz süre çok az. Çok yoğun duygular yaşayıp çok stresli olduğumuzda ya da çok sinirli olduğumuzda hep bu hayvanlarda da bizle ortak olan kısımları kullanmış oluyoruz.

Hepimiz öğrenci olduk. 2-3 saat süren bir sınavdan çıktığında nasıl yorgun olduğumuzu biliriz. Prefrontal korteks vücuttaki bütün enerjiyi, bütün şekeri emer. Bir yandan da sınavdan sonra çok keyifli bir hale geçmiş oluruz. Yani bir yandan kullanması da keyiflidir.

İlişkilerde, iş dünyasında ilişkilerini iyi yöneten insanlar, prefrontal korteks denilen kısmı iyi kullanan insanlardır. Bu iki kısım arasında da sürekli bir etkileşim var. Bu etkileşimin farkında olup bunu iyi yönetmeye başladığımızda bir adım öne geçmiş oluyoruz.

İyi iş performansı için iyi problem çözmen gerek, iyi karar alıp iyi ilişki yönetmek gerek. Sosyal etkileşimi yönetmek son derece zeka gerektiren ve son derece enerji tüketen bir şey. O nedenle enerji harcamaktan çekinmeyin. İyi bir atlet gibi prefrontal korteksinizin dinç ve sağlıklı olduğundan emin olun. Örneğin önceliklendirme bu işlerin arasında en çok enerji çeken şeylerden bir tanesi. Önceliklendirmeyi önceliklendirmek yine çok önemli işlerden biri.

Bu bir enerji işi. Prefrontal korteks enerji istiyor. Bunu da sporla sağlayabiliriz.

Dozunda Heyecan İyidir

Performans kaygısı durumlarını beyni anladığımızda daha iyi yönetebiliyoruz. Performans kaygısında bir eğri var. Bir noktaya kadar performans ve gergin olma hali birlikte yükseliyor. Tepe noktasına ulaştığında gerginlik halimiz, tetikte olma halimiz artsa bile performansımız düşmeye başlıyor. Yani sıfır gerginlik noktasında, sıfır performans; aşırı gerginlik noktasında yine sıfır performans.

Performans sanatçıları bunu bilirler. Heyecanlarını kaybettikleri durumda aslında iyi bir iş yapamayacaklarının farkındadırlar. Biz aslında bunu sıfırlamaya çalışmıyoruz. O anda beynimizde yer alan birtakım nörotransmitterlar ve hormonlar var. Bunlarla ilgili bir mücadele yaşanıyor. Bizim yapmaya çalıştığımız şey, uyarılmışlık halini optimum bir noktada tutmak. Bunu yapmak için de yapabileceğimiz birtakım şeyler var. Öncelikle, adrenalin seviyesi düşükse bu iyi bir şey değil. Bunun için birtakım riskleri düşünebiliriz, yolunda gitmeyebilecek bazı şeyleri düşünerek kendi kendimizi gerebiliriz. Bu aşırı rahatlık durumunda: “En kötü hiçbir şey olmaz” ruh hali kötü.

Sınavlarda da ezbere dayalı sistemden bahsetmiyorum ama öğrencilerin gerçekten merak ettikleri bir konuysa biraz sınavın da getirmiş olduğu o heyecanla o konuyu daha iyi öğreniyorlar.

Tersini düşünürsek yani aşırı gerginiz. Bu durumda aslında 2 tane yöntem var. Bir tanesi, heyecanı size doğru gelen bir tren olarak düşünmek. O treni durdurmaya çalışırsan, tren seni devirir ama o trenin yönünü biraz değiştirebilirsin. Bir diğeri de anksiyeteyi yani kaygıyı daha pozitif, daha keyifli bir heyecana dönüştürmek. Örneğin performans ile ilgili güzel olabilecek şeyleri düşünebilirsin. Herkesin seni ayakta alkışladığını hayal edebilirsin. O işi neden sevdiğini hatırlayabilirsin.

Tüm bunlar prefrontal kortekste gerçekleşiyor. Düşünsel eylemlerle biz prefrontal korteks üzerinden beyninizin diğer kısımlarını etkileyebiliyoruz. Yani aslında korku ve heyecan, birbirlerine yakın duygular oldukları için amigdala üzerinden etkileniyorlar. Yönetici işlevleri devreye sokarak aslında denge kurmaya çalışıyor ve çerçeveleme yapıyoruz. Yani biz o konuyu bizim hayatımızda tehdit altında olan bir durum olarak gördüğümüzde, amigdala ateşleri yakıyor ama “Bana zarar veremez bu konu, içinde pozitif etki var.” diye düşünürsek veya çok düşük uyarılmadaysa tam tersi biz amigdala’ya doğru çerçeveyi prefrontal korteksle çiziyoruz. O bizi doğru duygu durumuna getiriyor. Böylece optimum dengeyi yakalamış oluyoruz.

Beynine İyi Bak

Şu saniyede beynimizin nereleri çalışıyor?

Yürüyoruz ve yürümeyi sağlayan şey serebellum, oradaki dengeyi sağlıyor. Otomatik bir beceri. Yürüme çok enteresan çünkü aslında kontrollü bir düşme. Biz düşerken diğer ayağımız düşmemizi engelliyor. Aslında çok ciddi bir koordinasyon var. Onlarca farklı kası koordine ediyorsun. Bütün bu işi serebellum yapıyor. Kalbimiz atıyor, nefes alıp vermemizi, vücudumuzdaki oksijeni, sıcaklık seviyemizi kontrol ediyor. Beyin kökü tüm bunları kontrol ediyor.

Şu anda bir duygu durumu içerisindeyiz. Kuşlar cıvıldıyor. Amigdala etrafı tarıyor ve bir tehlike olmadığını fark ediyor. Bir yandan konuşuyoruz, beynin sol tarafı çalışıyor, bir yandan belki sentez yapacağız ve bir şeyleri bağdaştıracağız, hayal ediyoruz bu sırada beynin sağ tarafı çalışıyor. Hafıza kullanıyoruz. Kendi anlatacaklarımıza dair kısa dönem hafızada tuttuklarımız var. Hipokampüs her yerden bilgi topluyor. En önemlisi, en insani dediğimiz o beynin en ön tarafı prefrontal korteksi kullanıyoruz ve orası da bize analiz yapma, muhakeme yapma, karşılaştırma, karar alma mekanizmalarını kullandırıyor.

Bu kadar çok çalışan bir organı iyi korumak lazım.

Yürüme otomatik bir davranış ama geri geri yürüme çok otomatik değil. Daha fazla enerji harcamamız gerekir ve amigadala da devreye girer çünkü arkadaki tehlikeleri göremiyorsun ve bu da gerginliğe sebep oluyor.

Güzel uyku beyne iyi bakmak için çok önemli çünkü güzel uyku uyuduğumuz zaman öğrenmeyi zamana yaymak, uyuyup uyanmak önemli. İnsan beyni kapanmayan bir motor. O yüzden gece uykusu, rem uykusu beyinde yeni snaps’ların yapıldığı ve gerçekten öğrenmenin olduğu alan. Beynimizle ilgili bazı uyarılar var. Dozu geçenler olabiliyor. Beyinde kan beyin bariyeri denilen bir kısım var. Buradan geçen bazı maddeler var. Biz bu maddeleri uyuşturucu, keyif verici, uyarıcı vs. olarak biliyoruz. Alkol bunların başında ve beyne kalıcı da zarar verebiliyor. O yüzden dikkatli olmak lazım.

Beynin benzini şeker. O yüzden de kan şekerindeki dalgalanmalar beynin çalışma performansını çok kötü etkiliyor. Spor yapmak, çok aşırı şekerli yememek, kan şekerine ani iniş ve çıkışlar yaratmamak, vücuda çok insülin salgılatmamak kritik noktalar.

Beyninde Favori Yerin

insan beyni

Beynindeki favori bölgen hangisi?

Ozan: Benim için korpus kallozum. Bu kısım sağ ve sol beyni birbirine bağlayan ortadaki sinirlerin öbeklendiği alan. Ben aslında bir fen öğrencisiydim. Analitik ekolden gelen ve belki mühendis olacak bir öğrenciyken çok bilinçli bir şekilde sosyal bilimleri seçtim ve çok da zevk alarak sosyolojiyi, psikolojiyi okudum. Bu disiplinlere bakarken hep analitik bakışla bakmaya çalışıyorum ama aynı zamanda beynin diğer tarafını da kullanan disiplinler. O yüzden iki tarafı birleştirmek çok değerli. Her alanda birkaç şeyi birleştirmek yaratıcılığın özünde var ama sağ ve sol beynin birlikte kullanılmasının kendi kuvvetli yönlerimden biri olduğunu düşünüyorum. O yüzden de korpus kallozumu seviyorum.

İnanç: Benimki de prefrontal korteks. Bende zihinsel hiperaktivite var. Dikkat eksikliği var biraz. Dolayısıyla yönetici işlevler konusunda benim irade kullanmam gerekiyor. Orada biraz daha benim prefrontal korteksime iş düşüyor ve ben de bu işi yaparak zihinsel aktiviteyi yönetebilir hale geldim. Mesela bazıları çok daha kolay önceliklendirme yapabilirken benim önceliklendirme üzerine baya zihinsel bir enerji harcamam gerekiyor. Ben bu enerji harcama işini seviyorum ve dolayısıyla da sevdiğim bölge prefrontal korteks.

İnsanın bir şeyi hafızasında iyi kaydedebilmesi için ona bazen duygu ve anlam yüklemesi gerekiyor. Yani bu kişiselleştirme sadece bir espri değil aynı zamanda hatırlatmayı kolaylaştıran bir şey. Bir duygu bir anlam yüklüyor olmak gerekiyor.

Seratonin

Metaforların bizim bir şeyi anlamamızı kolaylaştırdığını biliyoruz. Beyinle ilgisi nedir bunun?

Beyin ne kadar elektriklenir, ne kadar ateşlenirse bilgiler o kadar çok hafızada kalıyor. Soyut bir bilgi verdiğinde sadece prefrontal korteksin içinde bir yerde hareketlenme olabilirken onu bir hikayeyle eşleştirdiğinde beyninde hem görüntü işleyen hem ses işleyen taraflar harekete geçiyor ve daha kolay akılda kalıyor.

Seratonin için bir metafor şu olabilir. En temel işlevleri açısından seratonin motorsiklete benzer, denge sağlar. Azı da fazlası da sıkıntı yaratır. Motorda da dengede olman gerek. Çok sağa veya çok solo yatarsan olmaz. Motorun arka tarafında bir kuvvet vardır. Motor yanar ve bir itici güçle gidersin. Seratonin beyin için aynı zamanda bir itici güç, bir odaklanma sağlama kimyasalı.

Hangi durumlarda daha çok seratonin salgılıyoruz?

%90’ı mide ve bağırsak sisteminde üretiliyor. Seratonin aslında sindirim sistemini çok önemli bir şekilde yöneten hormonlardan daha doğrusu nörotransmitter’lardan bir tanesi. Heyecanlandığında ya da sinirlendiğinde midende kelebekler uçuşması hissiyatı vardır ya işte onu yaratan şey seratonin. Uykuyu regüle ediyor. Ne zaman uyuyup ne zaman uyanacağını belirliyor. Yemeği, içmeyi, sindirim sistemini ve anksiyete durumlarında vücudun vereceği tepkiyi regüle ediyor.

Eksikliği depresyonun artışına neden olabiliyor, uyku düzensizliklerine, bir konuya odaklanma konusunda zorluk çekmemize neden olabiliyor. Uykuya geçiş ve uykudan kalkış sırasında sıkıntı yaşayabiliyoruz. Zor uyuyup, zor uyanıyorsanız seratonin açısından bir sıkıntı var demektir. Ayrıca mide bulanma hissiyatını yaratan da seratonin. İrade arttırıcı hormon olarak görülüyor.

İnsan dünyasında hiçbir şey sıfır ve birlerden ibaret değil. Basit sistemler yok. Birbiri ile etkileşim içerisinde olan 8-10 tane farklı sistemin iletişimi var.

Seratonin vücuda şunu söyler: “Yeme, içme, tuvalet, cinsel ihtiyaçlar bunların hepsini pas geç odaklan. Bir işi bitirmekle ilgili iradeni göster.”

Kortizol

Sınava bir gün kalmış, sabahlamaya karar vermişsin, hazırlanıyorsun. Orada bir stres yükselmesi olur ta ki: “Aman boşver, bu sınava da girmeyelim.” diyene kadar. Orada bir nörotransmitter noktası vardır. Kortizol yani stres hormonu, kötü bir şey olarak bilinir ve hakkında verilen tavsiyeler hep nasıl azaltılacağına dairdir.

Kortizol en temelde fiziksel aktivite gerektiren veya mental anlamda da yüksek motivasyon gerektiren durumlarda salgılanır. Yani bizi diri tutan bir şey. Savaş-kaç durumlarında kortizol salgılanıyor. Salgılanmazsa savaşmazsın ve kaçmazsın; muhtemelen ölürsün. O nedenle gerekli. Sabah uyanırken kortizol seviyesi en yukarıdadır. Geceye doğru gittikçe azalıyor. Bu yüzden de zor işlere sabah başlayın denme sebebi bu ama bunun istisnası gece insanları. Onların da sistemi farklı çalışıyor. Cortisol seviyeleri gece artıyor.

Kortizol seviyesi yüksek birini nasıl tanırsın?

Vücut yağ yakması gereken bir organ. Fazla kortizol salgılandığı zaman yağlar yakılır ilk fırsatta vücut bunu spor aktivitesiyle yakamadığı durumlarda ise depolamaya çalışır. Bunu da bel çevresinde ve yüzde yapar.

Kortizol sağlıksız bir şey değil. Aşırısı sıkıntı. Azlığı da çok büyük sıkıntı çünkü ayağa kalkacak halimiz olmaz. Dengeli olması önemli. Onu nasıl dengeleriz ve fazlasından nasıl kurtuluruz sorusunu sormak lazım. Çok yüksek şekerli gıdalardan uzak durmak ve biraz daha çiğ gıdanın peşinden gitmek gerek. İş ortamında kortizolden kaçınmak için prefrontal korteksi kullanarak bir konuya bakış açını değiştirebilirsin.

Örneğin, bir duruma bakıp içimden şunu dediğimi fark ediyorum: “Bu toplantıda iyi bir performans göstermezsem işten kovulacağım.” Tehdit var ve vücut tabi ki kortizol salgılayacak ama ben kendi bilincimle prefrontal korteksimle şunu diyebilirim: “Bu toplantıda kötü bir performans sergilesem bile ben bu şirket için önemli bir çalışanım. Sıkıntıya girmemeliyim.” Bu durumda çerçeveyi değiştirdim ve böylece stresi azaltmış oldum. Bir de acil durum, yüksek basınç valfi var o da spor. Çok ciddi stres yaşadığımız durumlarda vücudumuzu dengeye kavuşturmayı sağlıyor.

Endorfin

Haz hormonu. Vücut en çok acıya refleks olarak endorfin salgılıyor. Morfin gibi ilaçların da kökeninde olan şey budur, endorfin salgılatır. İnsan vücudunun kendisine verdiği doğal yatıştırıcısı ve acıyla baş etmek için salgıladığı bir hormon. Haz ve tatmin sağlar. Endorfin seviyesinde kronik düşüklük çekenlerde obsesif kompulsif olma hali daha yüksek çünkü hiç bir zaman o tamamlama tatminine ulaşamıyorlar. İş hayatında da kendimize bir yapılacaklar listesi hazırlayıp yaptığımız her işin üstünü çizdiğimizde endorfin salgılıyoruz.

Spor, endorfin ve dopamine bir bağımlılık yaratır ve onu özlersin. Yemeğe acı koymak da vücudun kendini koruma mekanizmasını hacklemeye çalışmaktan farksız bir durum değil. Vücuda acı çektirerek endorfin salgılatmış oluyoruz.

Endorfini arttıran şeyler: Sportif aktiviteler, ofis ortamında kahkaha ve gülecek ortamlar yaratmak, bol güneş ve açık hava, iş tamamlamak.

Oksitosin

Bir ekibin birlikte çalışmasında en çok etkisi olan nörotransmitter hangisidir?

Ekip içindeki insanların birbirine güven duyması, hatta ekip dışı olan insanlara ekip dışı bakıp kendilerini ekip içi görmeleri oksitosin ile ilgilidir. Aynı zamanda doğumu da başlatan şeylerden biridir. Doğum kasılmalarını yönetir ve bu kasılmaları dalgalar halinde gönderir. Böylece hem anneye hem bebeğe dinlenme vakti kalmış olur. Doğum sonrasında anne ile bebek arasındaki bağı sağlar. Sevgi ve aşk buradan geçer. Sarılma bize oksitosin salgılatır. Romantik ilişkilerin süresi ilk 6 ay. Bu oksitosin ayları, oksitosin bittiği yani azaldığı için sonrasında bizim bilinçli bir şekilde o ilişkiyi sürdürmek üzere emek harcamamızı gerektiriyor.

Bir takımın iyi çalışabilmesi için aslında fikir ayrılığı iyi bir şeydir çünkü fikir ayrılığı ancak iyi bir güven ortamında mümkündür. Yani insanlar zarar görmeyeceklerine inandıklarında bu ortam oluşur. Çatışma olmayınca gelişme olmuyor ama bu çatışma ortamının sağlıklı olabilmesi de güven ortamı olmasına bağlı. Bu nedenle liderlerin, ekip yönetenlerin güven ortamı oluşturmaları çok önemli.

Kendimizi yakın hissettiğimizde, aynı grubun bir parçası olarak hissettiğimizde daha biz diyoruz ama tersinde tekilleşiyoruz ve oksitosin de düşüyor. El sıkışmak, sarılmak, iyiniyet göstermek, hediye vermek, kahve vermek, bir yardımda bulunmak hep oksitosin salgılatır. Azlığı da empati duygusu konusunda sıkıntı yaşamamıza neden olur. O nedenle cömert olmak, karşılıksız hediyeler vermek, birilerine yardımcı olmak yine oksitosini arttıran etmenlerden. Yani kısacası iyi bir insan olduğunuzda oksitosin de artar.

Dopamin

Adeta moleküllerin Kim Kardashian’ını. İnsanın hemen hemen her faaliyetinde karşımıza çıkıyor. Motivasyon nörotransmitter’ı olarak da tarif edebiliriz. En temel insani faaliyetlerde mesela acıktın, karnını doyurdun, dopamin salgılıyorsun. Bu iyi ve seni hayatta tutan bir şey. Gelecekle ilgili bir beklentin var o gerçekleşince dopamin salgılıyorsun. Kokain, tütün bunların hepsi bağımlılık yaratıyor çünkü dopamin salgılatıyorlar. Bunun yerine doğal yollardan onları almamız gerek. Hareket etmek, koşmak, yürümek, öğrenmek, odaklanmak, plan yapmak ve onları gerçekleştirmek gibi.

Küçük kobay fareleri üzerinde yapılan bir deneyde bir tarafta şeker diğer tarafta dopamin salgısı veriliyor. Fareyi yalnız bıraktıklarında domain bağımlısı oluyor. Yalnız bırakmadıklarında diğer farelerle zaman geçiriyor ve dopamin bağımlısı olmuyor. Yani dopamini doğal yollardan elde etmeyi tercih ediyor.

Dopamin eksikliği halinde odaklanma sorunları, uyku problemleri, hayat sevincini kaybetme hali oluyor. Yani tatsız bir haldeyseniz dopamin eksikliği çekiyor olabilirsiniz. Poraktif olarak dopamini doğal yollardan elde ederek örneğin güzel müzik dinleyerek, geziler yaparak, birtakım hoşlandığınız faaliyetleri yaparak dopamin salgılamayı arttırıp kendinizi bu durumdan çekip çıkartmanız mümkün.

Yeni deneyimler dopamin salgılatır mı?

Evet, çünkü bir öğrenme süreci var. Dopamin ne kadar yüksek olursa insan beyni o kadar farklı bölgelerde aktive oluyor yani öğrenme o kadar kuvvetli oluyor. Keşfe yönelik faaliyetler o nedenle bizim daha dopamin açısından zengin bir nörokimyaya kavuşmamızı sağlıyor.

İş hayatına ilişkin somut bir öneriyle de bağlayalım bunları. Kendi sistemlerinin farkında ol. Bunları dengede tutabilmek için yine benzer tavsiyeler geçerli. Sağlıklı olmak, doğal gıda yemek, kimyasal denge için fiziksel aktivite içinde bulunmak, bir de beyin ne kadar hareketliyse öğrenme o kadar sağlam oluyor. Motivasyonumuzu tamamen kaybettiğimiz, odaklanamadığımız dönemlerde dopamin eksikliği var demektir. Bir yerlerden üstümüze dopamin yağmasını beklemeden bizim bir şekilde o dopamini oluşturacak faaliyetlere yönelmemiz işimizi kolaylaştırır.

Multitask ve PFC Dengesi

Bana gelip çok önemli bir şey anlatman gerektiğini söyledin. Ben de dinliyorum ama bir yandan da gözlüğümün camını temizliyorum. Normalde beyin açısından bir enerji kullanımı var. Hem seni dinliyor hem gözlüğümü siliyorum ve her ikisinde de enerji harcıyorum. Bunu yapmamda yani iki işi aynı anda yapmamda bir sorun var mı?

Burada yok çünkü biri otomatik eylem (gözlük silme) ve karşı tarafı rahatsız etmediği sürece bu bir sorun değil. Sakız çiğnemek mesela karşı tarafı rahatsız edebilir ya da gözlüğü silmek karşı tarafın anlattığı şeye odaklanamamasına neden olabilir. Ancak dinleme noktasında bir sorun yok.

İkinci versiyonda ise, göndermem gereken çok önemli bir e-posta var ve onu yazarken aynı anda seni de dinliyorum. Bu olmaz çünkü bir e-posta yazmak prefrontal korteksi kullanmayı gerektirir. Ne yazacaksın, hangi dille, kelime seçimiyle yapacaksın ve dinleme de burayı kullanmanı gerektiriyor. Prefrontal korteks tek bir işi bütün ağırlığıyla yapabilir ama aynı anda birkaç işi yapma noktasında sıkıntı yaşıyor. İmkânsız hatta. Yani şöyle ki, e-posta yazmaya başladığım anda karşımdaki derdini anlatan kişi yok oluyor.

Multitasking

Multitasking alt beyne gönderilmiş bir takım operasyonel işlemi gruplayabilmek şeklinde olabilir. Prefrontal korteksi kullanmayı gerektirecek multitasking yapma durumları imkânsız ama daha alt beyni kullandığımız, daha otomatik eylemleri bir araya öbekleyerek zaman kazanmak ve orada multitasking yapmak mümkün. Örneğin, araba kullanırken müzik dinlemek ya da ofisteyken hangi e-postalarını sileceğine karar vermişsin o arada çıktı alıyorsun bunları öbekleyebiliriz ve durumlarda multitasking yapabiliriz.

yasli-kadin-genc-kiz

İmkansızlığı görmek isteyenler şunu yapabilirler. Beyin bir şeyleri tamamlamaya çalışır. Bazı grafikler vardır. Resme baktığımızda ya uzaklara bakan bir genç kadın görürüz ya da öne doğru başını eğmiş olan yaşlı bir kadın görürüz. Bu ikisini aynı anda görmek mümkün değil.

Beynini Ferah Tut

Hep söylenen bir şey vardır. “Bir iş çıkınca hemen defterine yaz.” Beyin orantısal olarak insan vücudunun %2’si ağırlığında ve 1,5-2 kilo civarında ama enerjinin %20’sini tüketiyor. Yani benzini emen bir makine. O yüzden de insan vücudu sürekli şu matematiği yapıyor: “Ben nasıl en az enerjiyi harcarım?”

Prefrontal korteks (PFC) bu enerji tüketen yerlerden bir tanesi. Düşünmek o nedenle maliyetli ve ondan kaçıyoruz. Örneğin, belli bir noktaya getirene kadar yabancı bir dil öğrenmek ciddi sıkıntıdır. Hafızayı kullandığında işlemciden yiyiyorsun bir miktar.

İnsan beyni 2 tür hafıza içerir: Biri kısa dönemli hafıza diğeri uzun dönemli hafıza. Kısa dönemli hafıza artı eksi 7 ünite bilgi tutabiliyor. Uzun dönemli hafıza çok daha fazla bilgi tutabiliyor ama pahalı. İşlemci ve hafıza kaydetme ortak kaynakları kullanıyor. Basit kayıtları not edebileceğin, takvimine girebileceğin şeyleri oraya at ve beynini ferah tut.

Yapılacaklar listesini de not et. Hafızana kaydetmeye çalışma. Beynini bunlarla yorma. 

Örneğin, karar almaya çalışırken yazıp çizerek hatta görselleştirerek bunu çözmeye çalış. Oturup bir duvara bakarak bunu çözemeye çalışma. Beyin yazıdan daha hızlı bir şekilde görselleri anlamlandırır. Beynin en büyük kısımlarından bir tanesi oksipital lob. Gördüğün bir görüntüyü çok hızlı bir şekilde kavrıyorsun. Bir şey anlatmaya çalışırken bir grafik düşün kafanda ve bu grafikte çok basit, cep telefonuyla çekilmiş bir video var. Burada anlattığın çok net bir şekilde canlanıyor çünkü gözümün önünde, dereceleri görüyorum, figüratifleştiriyorum.

O nedenle bir şeyleri yazıp duvara asmak ve hep gözünün önünde durması, onlara bakarak karar vermek, karar ağaçları oluşturmak, birtakım grafikler çizmek, hiyerarşik şekiller kullanmak, düşünceleri yazıp bir sayfa üzerinde bakmak bile çok ciddi bir şekilde işlemci gücünü arttırıyor.

Özetle şunu diyebiliriz: İnsan beyni çok kuvvetli bir makine olabilir ama onun iyi çalışması için ona arada sırada bakım yap. Eğer beynini iyi kullanmak istiyorsan kaynak yönetimine dikkat et.

SCARF Modeli

Kaç ya da savaş dediğimiz durumda kapaklar açılıyor ve limbik sistem devrede. İnsani durumlar için iyi değil çünkü kritik kararlar alamıyoruz o noktada. Kapaklar açık olunca prefrontal korteks devreden çıkıyor ve hayatta kalma güdüsüyle hareket ediyoruz. Hayatta kalma derken tehlikeli bir durum olmak zorunda değil. Gündelik hayat içerisinde birtakım ufak tefek şeyler bile bizim bu kapağımızı açıp bizi çok gergin bir durumda tutabiliyor. Bununla ilgili bir model önereceğiz. SCARF Modeli. Kapakları kapatmaya yardımcı oluyor.

Bir durum içerisinde bu faktörlerden bir ya da birkaçı varsa bir savaş ya da kaç durumu içerisinde bulunabiliriz demektir. Yani bunlara dikkat edeceğiz ki savaş-kaç durumunda kalmayalım. Stratejik karar alan PFC kısmımızı daha çok kullanabilelim. Bunu 2 taraflı kullanabiliriz. Karşı taraf ya da taraflar açısından bu faktörleri oluşturmamaya çalışabiliriz ya da kendimizi sıkıntılı bir durum içerisinde bulduğumuzda bu faktörlerden hangisi nedeniyle acaba bu durumdayız buna bakabiliriz.

SCARF

Statue (Statü): Bir durum içinde statü açısından tehlike hissediyorsa karşı taraf, bir statü çatışması varsa kendisini kaç ya da savaş pozisyonunda bulabilir. Somutlaştırmak gerekirse, biri benim müdürüm. Ben onun ekibinde çalışıyorum. Aramızda bir belirsizlik yok. Statü tartışması yok ama diyelim ki bana: “Ekibin performansından sen sorumlusun.” ama yönetici olduğumu ekiple paylaşmadılar. Statü karmaşası oluyor. Herkesle aramızdaki ilişki bozulur ve gerginlik yaşanır. Bu durumda herkes kaç ya da savaş duruma geçmiş oluyor.

Certanity (Kesinlik): Bir durumun belirsizlik oranı çok yüksekse ortaya çıkan bir durumdur. Özellikle kurumlarda değişim yönetimi adına birtakım eylemler yapılır. Orada kültüre çok ciddi zararlar verilir. Kaizen’in temel prensiplerinden biri budur. %10 daha iyileştir. Bir anda %99 değiştirme. Yani A ekibi artık siz B departmanındasınız, yaptığınız iş de değişti yapma. Yavaş yavaş yapılmalı. Tabi ki bazı belirsizlikler olacak ama bazı lüzumsuz belirsizlikler de oluyor. Bunları azalt.

Authonomy (Otonomi): Kişi ne kadar kendisini kendi kendine yeter, kendi kendine karar alabilir, kendi kendine rıza ve etki belirleyebilir hissederse yani ne kadar otonom olursa, o kadar kapaklarını kapatabiliyor. Bu çocuk eğitiminde de kullanabileceğimiz bir şey. Çocuğun elinden iradesini ne kadar çok alırsak o kadar kapakları açık halde ve gergin, sinirli bir halde olacaktır.

Relatedness (İlişkisellik): Diyalog içinde bulunduğum kişiyle benim ilişkim ne? Anne-çocuk muyum, karı-koca mıyım, eş mi, arkadaş mı, patron muyum? Beyin bunlara cevap vermeye çalışıyor. O cevaplar belirsiz oldukça da kapaklar açılıyor.

Fairness (Adalet): Çok içgüdüsel. İlginç bir deney vardır. İki farklı kafesteki maymuna salatalık verirler. Önce ikisi de mutlu sonra birine muz veriyorlar. Diğer maymun görüyor bunu ve heyecanlanıyor ama ona yine salatalık veriyorlar. Salatalığı alıp geri atıyor. Adil olmayan durumlar, ortamlar ve ilişkiler beyindeki ceza bölgesini de tetikliyor. Kapaklar kalkıyor ve kendimizi iyi hissetmiyoruz.

Bir Soru Bir Cevap

Bu seri için yaptığın okumalar yaptın ve bunun sonucunda hızlıca hayatına soktuğun şey nedir?

Ozan: İnsan beyni içerisinde duygu bir algoritma. 7 ana rengi var ama ara renkleri de var. Bunun üzerinde bir de bir bilişsellik, rasyonellik var. Bu ikisinin arasındaki ilişkiyi daha dikkatli düşünmem gerektiğine karar verdim. İnsanın beynini tanımak, onun üzerinde daha çok etki sahibi olmasını sağlıyor. Bu yüzden çalışıyoruz, bu yüzden öğreniyoruz. Etki sahibi olabilelim diye. Örneğin duyduğumuz ani bir sesin artık amigdala’yı tetiklediğini biliyoruz. Bu çok büyük bir güç.

İnanç: Ben de defalarca bunu yaşadığım halde yapılacaklar listesi tutma, düşüncelerini aktarma konusunda bir miktar yapmaya çalıştığım şeyi şimdi tamamen beynimi bir kayıt cihazı olmaktan çıkarmak yönünde çok ciddi bir enerji hissediyorum. Bir defterim var ve aklıma gelen her şeyi oraya kaydediyorum. Böylece PFC’nin yaktığı enerjiyi azaltıp, beynimi ferah tutuyorum.

Karşındaki bir insanı ikna etmeye çalışıyorsun ve onun beyninde bir yeri etkileme ve müdahale etme şansın var. Bu neresi olurdu?

İnanç: Öncelikle işin bir mantık kısmı var ama mantık tek başına birini ikna etmek için yeterli değil. Retorik tarafı var yani senin o şeyi nasıl izah ettiğin var. Örneğin, sunum yaparken de beynin her tarafına hitap etmeye çalışmak önemli. Sadece mantıklı argümanlarla sunum yapmak yetmiyor. Bazen limbik sisteme hitap edip bazen duyguları uyandırman gerekiyor ya da uzak hafızaları çağırman gerekebilir. Beyni tanıyan birinin yapacağı sunum da farklı olacaktır. Ben limbik sistemi etkilerdim çünkü çok daha içgüdüsel, çok daha arka taraftan gelen, çok daha mekanizmasını anlamakta zorlandığımız, çok kompleks kısım. PFC benim de çok daha üzerinde hâkim olabileceğim, diyaloğa girebileceğimiz bir taraf.

Ozan: Ben olsam şöyle düşünürdüm. İnsanlar beyne bağlanana, beyni tanımaya çalışan izleme yöntemleriyle biliyorlar ki bir kararın davranışa dönüşebilmesinden saniyeler önce beyinde o karar alınmış oluyor. Yani insan bazı durumlarda kararı aldıktan sonra rasyonalize ediyor. O yüzden ben amigdala’ya dokunurdum. Duygu noktasına dokunurdum çünkü insanlar bence en çok oradan ikna oluyorlar.

Sonuç

Buraya kadar öğrendiklerimizin bazılarını sezgisel olarak biliyordum. Bazılarını denim yoluyla öğrenmiştim ama birilerini bir şeylere ikna ederken, kendimi bir şeye ikna ederken beyin temelli araştırmalara dayanınca kendimi çok daha güçlü hissetmeye başladım.

Beyin öyle bir konu ki aslında her şeyle bağlantılı. Öğrenmeyle, verimli çalışmayla, stres yönetimi, takım çalışması, yenilikçi ve yaratıcı düşünme, yaratıcı fikir geliştirme, korku, travma… O nedenle büyük bir bütünsel bakış kattı bize.

O kadar karmaşık konularla karşılaştık ki bu seriyi hazırlarken, davranış ve insan psikolojisini biraz ayırmaya çalıştık. En çok işin kimyasal tarafına ve bunların iş hayatındaki etkilerine, beyindeki temel bölgelere, onların fonksiyonlarına odaklanmaya çalıştık.

İnsan Beyni Zor

Beyin araştırmaları özellikle son 20-25 yılda çok ileri gitti ama hala öğrenecek çok şey var. Öncelikle çok zor bir çalışma alanı. İçine girip bakamıyorsun, kendisi kapalı bir kutu ve çok ilginçtir beyni beyin yoluyla anlıyoruz. Kendisini anlamaya çalışan tek organ. Şu ana kadar nörolojinin ve beyin çalışmalarının gelmiş olduğu nokta bile insanın kendi hayatına çok ciddi katkılar yapmasını sağlayabilir.

Ben ne kazandığım ile ilgili kişisel bir şey paylaşabilirim. Psikoloji okuma sürecinden geçmiş biri olarak bazı tanıdık tabirlerle, terminolojilerle karşılaştım ama tekrar şunu gördüm. Beyin öylesine üst üste ve katman katman sistemlerin birlikte çalıştığı bir sistem ki, basite indirgemek çok tehlikeli. “Sağ beyin şunu, sol beyin şunu yapar.” demek gibi. Alt, orta, üst beyin var. Nörokimyasal seviyesi var. İşin dürtüsel seviyesi var. Hormonlar var.  Duygusal seviye ve onun üstünde rasyonel karar alma süreci var. Dışsal süreçler var. Bunların hepsi birbiriyle kompleks şekillerde etkileşime girerek davranışa dönüşüyor.

Tüm bu nedenlerle çok indirgemeci bakmamak lazım ama anlayabildiğimiz kadarıyla da bundan fayda üretmeye çalışmak gerekiyor. Benim açımdan en önemli noktalardan bir tanesi şuydu. Beynin insanı insan yapan tarafı yani PFC, emek ve enerji istiyor. Maliyetli bir şey. Bazen düşünürüm insanların neden düşünmekten bu kadar kaçtığını. Çünkü beyin enerjiyi optimize etmeye çalışıyor. Minimum enerjiyi harca, maksimum besin al, hayatta kal stratejisi.

Metacognition yani üst beyin çalışanlar bize şunu söylüyorlar: PFC kısmının kullanımı yaptıkça gelişen bir işleve sahip. Yani bu alanda kendini geliştirmek mümkün. Sürekli koştukça vücut koşarken daha az enerji harcayacak, daha uzun kilometre koşacak şekilde kendisini forma sokuyor, kasları geliştiriyor. PFC içinde ve beynin diğer bölgeleri için de aynı şekilde daha çok kullandıkça ve daha çok kullanacak eylemleri yaptıkça daha iyi düşünce atletleri oluyoruz. Umarım bizi takip edenlerin bir %10 daha iyi düşünce atletleri olmasını da sağlamışızdır.

İnsan Beyni ve Davranışı serisinde kullanılan ve özü damıtılan kitapların listesi şöyle:

İnsan Beyni ve Davranışı Serisi - Okuma Listesi

  1. Daniel Siegel: Beynin El Modeli (Hand Model of The Brain)
  2. Prof. Felice Jacka: Brain Changer
  3. David Eagleman: The Brain: The Story of You
  4. Dr. Stan Rodski: The Neuroscience of Mindfulness
  5. New Scientist: How Your Brain Works: Inside The Most Complicated Object in The Known Universe
  6. Dr. John Arden: Mind-Brain-Gene
  7. Prof. Sarah-Jayne Blakemore: Inventing Ourselves
  8. Johann Hari: Lost Connections
  9. James Clear: Atomic Habits
  10. Prof. Lisa Feldman Barrett: How Emotions Are Made

Daha fazlası için…

Her Gün Öğren’in hikayesini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz. Sadece bu seri değil stres yönetimitemel yönetim becerileri ya da müşteri yönetimi ve daha birçok seriye tüm kitaplardan damıtılmış, özetlenmiş bilgiye erişmek için ister bireysel ister kurumsal başvuru yaparak her gün öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Öğrenme, sonu gelmeyen ve gelmemesi gereken bir süreç. Kendinizi bu süreçten alıkoymayın. Öğrendiğiniz her bir bilginin sizi nerelere sürükleyeceğini, hangi kapıları açacağını, ufkunuzu nasıl genişleteceğini ve en önemlisi sizi nasıl mutlu edeceğini öğrenmeden tahmin bile edemezsiniz. Mutluluğun öğrenmeden geçtiğini unutmayın. Her bir yeni bilgi, aslında sizi mutluluğa ulaştıran yolunuzda attığınız bir adım ve bu adımı atabilecek tek kişi de sizsiniz.

Daha mutlu olmak için, daha çok öğren; her gün öğren.

Bizi TwitterLinkedIn ya da Instagram hesaplarımızdan takip ederek her gün öğrenmenize katkı sağlamayı da unutmayın.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir